18 Temmuz 2016 Pazartesi

Trolltunga Tırmanışı

Vallahi ne zamandı hatırlamıyorum ama internette bir yerde Norveç'in güzelliklerine yer verilmişti. Tavsiye edilen yerlere baktığımda bir fotoğraf beni benden almıştı. ''Ne imiş burası, neredeymiş, nasıl gidilirmiş?'' derken TROLLTUNGA adında bir kayaya ait olduğunu öğrenmiş, akabinde ''bir gün buraya gideceğim.'' demiştim.

Kaç yıldır Norveç'e gittmek istiyorum, inanın ben de sayamadım. Şeytanın bacağını bu kış kırmıştım hatırlarsanız, Kuzey Işıkları tecrübesi ile. Pegasus Havayolları, Oslo'ya oldukça uygun fiyatlara uçmaya başlayınca ''Artık beni durduramazsınız!'' dedim ve geçen sene içimde patlayan rotayı ''muhakkak bu yaz yapmalıyım!'' diyerek Oslo'ya uçak biletimi 125 TL'ye almıştım bile. (Heyecan yapmayın arkadaşlar bu tek yön bilet fiyatı. Dönüş baya pahalıya patladı :D )

Şimdi 9 gün boyunca Norveç'in bir kısmını gezdim. Tabi ki YETMEDİ! Ben var yine defalarca gelecek Norveç'e, hatta yerleşecek :)


Sadede geleyim bu geziyi gerçekleştirmemdeki ana unsur TROLLTUNGA kayası idi. Öncesine ve sonrasına ''Norveç'e gidince bakarız.'' dedim. Ama Trolltunga çıkışı önemliydi. Çok zordu, kendinle mücadele etmen gerekiyordu, kendini hem psikolojik hem de fiziksel olarak hazırlaman gerekiyordu. Aylardır ufak çaplı diyetler, sporlar, yemelere&içmelere dikkat ediyordum zaten. Ne kadar az yük o kadar kolay geçecek bir yürüyüş demekti benim için. Hava durumu önemliydi, zamanı iyi kullanmak önemliydi. Tecrübeli, daha önce bu deneyimi yaşamış arkadaşların notlarını tekrar tekrar okumak önemliydi. Daha gitmeden bir kaç hafta öncesinden instagrama #trolltunga etiketi ile koyulan tüm fotoğraflara, Norveç'i gezen insanlara ulaşmak, yürüyüş yolu hakkında güncel bilgilere ulaşmak önemliydi.

Trolltunga nedir?


Trolltunga, Norveç'in Hordaland bölgesinde Odda'ya bağlı olan bir tırmanış rotası, o uzayan kayanın adı. 10.000 yıl önce buzul zamanında oluştuğu düşünülüyor. Denizden yüksekliği 700 metre bu kayanın. Norveç'in efsanesi olan Troll adını verdikleri yaratıklar var. Efsanelerine göre insana benzeyen, kocaman kulakları ve burunları olan bu yarataklar dağlarda yaşarlarmış. Norveç'in simgelerinden olan bu kayaya da Trolltunga yani Troll'un dili adı verilmiş.

Ben bu geziyi planladığımda tek başımaydım, sonrasında çok sevdiğim bir arkadaşım dahil oldu. Ama plan ve program bana ait oldu. Epey araştırdım, ettim. Topladım, çıkardım, çarptım. En mantıklı olayın araba kiralama olduğuna karar verdim. Hem rahat edecektik, hem rezil olmayacaktık hem de zamanı çok iyi kullanacaktık. Şimdi size tüyoları vermeye başlayayım.

Öncelikle Norveç'i iki ve daha fazla kişi olarak gezmeyi düşünüyorsanız kesinlikle araba kiralamanızı önereceğim. İstediğinizi arabaya doldurur, kamp yapmayı seven de biriyseniz istediğiniz yerde durur, kampınızı yaparsınız. Hem zamanı hem de bütçenizi böylelikle korumuş olursunuz.

Tek başına gezecekseniz ve rota da Trolltunga varsa o zaman Trolltunga'ya ulaşacağınız  Tyssedal şehrine bir gün önceden gelmenizi tavsiye edeceğim. Çünkü bu zorlu yürüyüşe sabahın erken saatlerinde başlamak en mantıklısı. Öbür türlü var olan otobüs saatleri ile yürüyüşe anca öğlen başlarsınız ve yukarıda kamp yapmayacaksanız sizin için dönüş sıkıntıya girebilir.

Nasıl gelinir?

1-Araç ile geliyorsanız, genelde Bergen yönünden buraya geliniyor. Kısmen otoban, kısmen köy yollarından, dap daracık ama muhteşem manzaraya sahip nice yollardan Tyssedal'a kadar gelmeniz gerekiyor. Bu da yaklaşık 3 saat sürüyor. Tyssedal'a geldiğinizde yolda Trolltunga tableasını göreceksiniz. Sola dönüp, sonrasında 15-20 dk kadar araçla yine dar ve virajlı bir yolu tırmanmanız gerekiyor. Bu yolda dikkatli araç kullanın. Yol tek şerit, yukardan da araba geldiği için yavaş ve dikkatli kullanmakta fayda var. Yürüyüş bölgesine başlayacağınız yerde ufak hediyelik eşya satan bir kafe, otopark alanı, tuvalet mevcut. Tüm gün park parası 200 NOK( Yaklaşık 70 TL). Bir gece önceden gelip arabalarda kalan, ya da kamp yapan insan çok var. Biz de o gece Tyssedal'e çok geç geldiğimiz için ve hiç otel filan bakmadığımız için uyku tulumlarımızı açarak aşağıda arabada uyuduk. O yorgunlukla bir güzel uyumuşuz. Sabah saat 07.00'da kalkıp, yukarıya otopark alanına geçtik. Sonrasında hazırlık, kahvaltı, yanımıza alınacakları ayıklama derken saati 09.30 yaptık. Aslında amacımız 07.00'da yürüyüşe başlamaktı ama nasılsa hava 24.00 civarı kararıyor, zaman bizim dedik ve biraz geç başladık yürüyüşe. Yaz aylarında buraya geliyorsanız yürüyüşe saat 10.00'a kadar başlayabilirsiniz. Ama Eylül civarı geliyorsanız muhakkak sabahın erken saatlerinde başlayın.

2-Kendi başınıza geliyorsanız takip edilen rota Bergen treni ile Voss, sonrasında istasyon civarından kalkan Odda otobüsüne binmek. Bu otobüsle yukarıda bahsettiğim Tyssedal durağına gelebiliyorsunuz. Bu yolculuk yaklaşık 7 saat sürüyor. Bakın kendi arabanızla gittiğinizde 3 saat demiştim. Olay toplu taşımaya geçtiğinde maalesef süreler ve mesafeler uzuyor. Tyssedal'e geldiniz ama yol bitmiyor. Araçla 20 dk yukarıya tırmandığınız rotayı çıkmanız lazım ve burada yapılacak tek şey otostop çekmek.Yürümeyin yoksa asıl yürüyüşe oldukça yorgun başlarsınız. Çıkan araba çok, mutlaka sizi birileri alacaktır. Bu arada yukarıya çıkarken  arada bir otopark daha var. Oradan da meğersem yürüyüş noktasına ücretli otobüsler kalkıyormuş. Bu bilgiyi de dönüş yolunda Norveçli bir çifti arabaya aldığımızda öğrendik :) Bu yöntemin ücreti ise yaklaşık 400 TL ( Tren bileti: 200 Nok, otobüs bileti 990 Nok güncel 2016 fiyatlarıdır)

Nasıl bir rota bu?


İşte geldik asıl meseleye. O kadar video izlememe, çıkanların deneyimlerini okumama rağmen düşündüğümden de oldukça zor bir rota olduğunu çok net söyleyebilirim. Rotaya ulaşmadan önce aklımda deli sorular, çekinceler vardı. Maps.me sağolsun beş günlük araba yolculuğunda bizi her yere sorunsuzca ulaştırdı. Sayesinde şıp diye gitmek istediğimiz her yeri bulduk.


Evet şimdi yürüyüşe başlangıç noktasına geldik. Kahvaltıyı yaptık, yanımıza lazım olabilecekleri aldık. Önerilen yürüyüşe başlangıç noktasına doğru yürüyerek hadi bismillah diyerek yürüyüşe başladık. Bol ahşap merdivenli bir yer var. Oradan yürünmüyor zaten, nostaljik kalan bir giriş olmuş orası. Sola doğru zaten sizi tabelalar yönlendiriyor. Bir de o kadar çok çıkan var ki kalabalığı takip etseniz de olur.

Şimdi aşağıdaki grafiği iliştireyim öncellikle, yürüyüşün zorluğunu kestirebilirsiniz.


Rota boyunca kayalarda bulunan kırmızı renkli ''T'' işaretlerini takip etmeniz gerekiyor. Zaten bir çok insan da yürüdüğü için yönünüzü kaybetmeniz pek olası değil. Ayrıca her km başında aşağıdaki gibi bilgilendirici tabelalar mevcut.



Bu rota gidiş 11, dönüş 11 olmak üzere toplam 22 km. Yürüyüş süresi hava koşullarına ve çıkan insanın kondüsyonuna göre değişiyor. Genelde dört-beş saat civarında sürdüğü yazılıyor çıkışın. Ama dediğim gibi bu kişiden kişiye değişen bir süre.


İlk iki kilometre kırkbeş  derecelik dik bir yokuştan oluşuyor. Ağırlıklı taşlardan oluşan dik merdivenlerden çıkıyorsunuz, yer yer iplerle de bu dik yokuşu tırmanıyorsunuz. O iki kilometrelik yolu biz bir buçuk saatte yol aldık bol bol dinlenerek. Ayaklarım daha birinci kilometrenin içinde iken ağlamaya başlamıştı. Sırtımdan terler boşalıyordu, nefes nefese kalmıştım bile. Ama kendime güveniyordum, inanmıştım ve bunun için o kadar planlar yapıp, kilometrelerce yol gelmiştim. ''Yapacaksın bunu!'' dedim. ''Dört-beş saatte çıkamazsam altı saatte çıkarım.'' dedim. '' Zaman var nasılsa!'' dedim aralarda kendimi gazlayarak.

Evet efenim ikinci kilometreden sonra bir kilometre kadar düz bir alan geliyor. Lay lay lom şeklinde yürüyebiliyorsunuz. Böyle uçsuz, bucaksız bir arazi ile karşılaşıyorsunuz. Beş, altı tane kabin evler var. Herhalde kiralanıyor mu yoksa orman efendileri mi kalıyor, ne oluyor anlamadım.



Kabin evleri geçince önünüzde bir dağ beliriyor. Baya ''işte şimdi bana tırmanacaksın'' diyor. Haşmetli, korkutucu, yorucu. Yaparız diyorum. Ama beş dakikada bir mola veriyorum arkadaşımla. Nefes nefeseyim, kalbim ağzımda atıyor resmen. Hani kendimi yere mere atmak istiyorum o derece. Arada kafamda dönüyor ''napıyorum ben ya, niye eziyet ediyorum kendime'' Sonra ''saçmalama''  diyorum. ''Kendi sınırlarını keşfediyorsun, zihnini boşalt ve hedefe odaklan.'' diyorum. Yürümeye daha doğrusu TIRMANMAYA  devam ediyorum :) Arada arkadaşımla ''beni şurada bir çeksene'' moduna girerek kafamızı da dağıtmaya çalışıyoruz.


Yol boyunca güzel manzaralar bizi karşılıyor. Çıkacağımız günü özellikle seçiyoruz çünkü havanın açık ve yağmursuz olması lazım minimum seviyede sorun yaşamak için. Ama yolda iken arada yağmur da yağıyor, fırtına da çıkıyor. Birden buz gibi rüzgar da esiyor, on dakika sonra bakmışsınız güneş yakmaya bile başlıyor.Dağ havası bu belli olmuyor işte.


Bu dağı aştıktan sonra bol bol çıkışlar sizi bekliyor. Bazı yerler tehlikeli, kayalıklar yağan yağmurla birlikte balçığa bulandığı için kaygan olabiliyor. O yüzden dikkatli olmakta her zaman fayda var.


Biz çıktığımızda dağdaki karların çoğu yürüyüş yolunda eriyip, gitmişti bile. O yüzden karlı yol korkusu bir anda geçip, gitti. Akan sular üzerinden bazen gidiyorsunuz ama ayağınızı ıslatacak düzeyde sular değil.


Yol üzerinde bir çok şelale ve akan su göreceksiniz. Suluğunuzu bu akan sulardan doldurabilirsiniz. Hiç öyle litrelerce su taşımanıza gerek yok.

Arada inişleri ama çoğunlukla çıkışları yaptıktan sonra bizim hedefe ulaşmamız tam tamına altıbuçuk saat sürdü! Okuduğum yazılarda ağırlıklı olarak dört-beş saat olduğu belirtiliyordu. Ama kesinlikle kondüsyonunuz sağlamsa, zorlu doğa yürüyüş tecrübeleriniz varsa (sürekli yapıyorsanız) zorlanmayacaksınız. Ama kesinlikle düz yol yürüme ile eş değer değil, onu belirteyim.


Nihayetinde hayalimdeki o kayaya, o mükemmel manzaraya, yani hedefime ulaştım. Hem de kendimle mücadele ederek, sınırlarımı zorlayarak, belki çoğu insana anlamsız gelecek bir zahmete girerek. Ama ben bunu, yani kendimi zorlamayı seviyorum. Belki de kendimce ''imkansızı becerdim'' duygusunu tatmak beni tatmin ediyor, bilmiyorum tam olarak. O anda da zaten ne hissettiğimi tam olarak bilmiyordum. Zaten çıkarken kendi kendime ''Trolltunga kayasını görünce hiç bir şey yapmadan bir yarım saat oturacağım.'' dedim. Çünkü çıktığımızda saat 15.30'du ve ben ölmüştüm :D


Yemek yedik, isanların poz vermesini izledik o mükemmel manzara karşısında. Şanslıydık hava güzeldi, açıktı. Son 1 saatinde yağmur atıştırmıştı ama dağ havası bu anı anına uymadığı için hemen güneş açmıştı bile.


Çıktığımız saat biraz geç olduğu için çok kalabalık değildi. Toplasanız 10 kişi anca vardı. Tabi yeni insanlar da geliyordu bir yandan. Çünkü burası turistik açıdan oldukça popüler bir yürüyüş rotası. Yolda epey insanla karşılaşıp, selamlaşıyorsunuz. Çünkü herkesin amacı aynı, duyguları benzer. Yolda insanlar birbirine laf atıyor, hadi az kaldı bak dayan diyor :) Ayrıca koca çantaları ile kamp yapmaya çıkan insanlar da o kadar fazla ki, hayret ve takdir ettim.



Neyse efenim Hardanger Fjord'un bir parçası olan Sorfjord manzarasını izleyerek biz de arkadaşımla önce tek tek sonra birlikte o meşhur Troll'un dilinin üzerine çıkıyoruz. Uzaktan korkunç görünüyor gibi ama üzerine çıktığınızda hiç de öyle değil. Benim öyle yükseklik korkum filan da yoktur zaten. Gayet kayanın üzerine çıkıp, uca kadar gidip oturdum. Kaya çok geniş ve oldukça kalın. Korkulacak bir tarafı yok. Tabi dikkatli olmanızda fayda var. Dikkatsizlik anına denk gelip kayadan düşen turist durumları geçtiğimiz dönemlerde oldukça yaşanmış.




O güzelim manzaraya veda edip acı gerçeği yani DÖNÜŞ YOLU gerçeğini kabul etmek istemiyoruz ama saat olmuş 17.30 artık dönmemiz gerekiyor. ''Ya sanırım 5 saatte filan ineriz'' diyorum arkadaşıma. Yine  derin nefes alarak iniş yoluna geçiyoruz. İniş yolunda iken epey çıkan insanlarla karşılaşıyoruz. Çoğu o saatte kamp yapmaya çıkıyor zaten. Dönüş yolunda beni hayrete düşüren iki şey oldu arkadaşlar.




Birincisi, bir çift. Adamın sırtında bebeklerin taşındığı sırt çantalarından var erkek çocuğu maksimum iki yaşında. Kadının da elinden tuttuğu yaklaşık  dört yaşlarında güzel mi güzel bir kızı var.

BU YOLA  İKİ ÇOCUĞU İLE ÇIKMIŞLAR! Gözlerime inanamadım. İşte kültür farkı yahu.

İkincisi ise iki baba ve yanlarında yine dört-beş yaşlarında olan çocukları ile kampa çıkıyorlardı. Gözlerim yaşardı, gülümsedik, selamlaştık. Hayran hayran baktım ve yollarımızı ayırdık. ''İnsan bazen hayret ediyor.'' diye çok güzel bir cümle var. İşte o anda onu hissettim. Bizimkiler de aman çocuğa bir şey olur diye düşünerek evden çocuğu çıkarmasın, ya da ''hava soğuk AVM'de buluşalım çocuk hasta olmasın'' demeye devam etsin :S

Onun dışında köpeği ile bu yürüyüşe çıkan çok vardı. Millet enteresan :) Köpekler de sanırım yorulmuyorlar anlamadım vallahi.

Yukarıya ulaştığımızda da çok fazla çocuklu ve bebekli çift gördüm bu arada. Bravo hepsine :)


Evet arkadaşlar dönüş yolu tam bir eziyetti. Çünkü iniş düşündüğüm gibi değil daha da zordu. Kısmen aynı rotadan dönüyorsunuz, bazı yerlerde dönüş rotası farklı ama inerken ''yahu biz buraları nasıl çıktık ki?'' dedim. Ayak parmakları inişte epey ezildiği ve baskı altına girdiği için bir süre sonra acı dolu saatler sizin için başlamış oluyor. İnerken çok az çıkış var. Ağırlıklı olarak hep inme modundasınız. O ilk başta çıktığınız kırkbeş derece diklikte iki kilometrelik yol var ya. İşte o kısım en tehlikelisi, en dikkat edilmesi gereken yer. Çünkü üç-dört saattir acı içinde olan parmaklarınız artık iflas ediyor ve vücutta saatlerdir var olan yorgunluk da eklenince iniş tehlikeye girebiliyor. O  taşları tek tek inmeniz gerekiyor. Mazallah bir takıldığınızda kafa, gözü yarabilirsiniz. Dikkatli ve temkinli olmakta fayda var.

Velhasıl altı saatte inerek bu rotayı on iki buçuk saatte tamamladık ama ben de artık ölmüştüm. Ruhumu o başlangıç noktası başında bulunan piknik masasında teslim edebilirdim. Saat olmuş 23.30, hava kararmaya yakın. Ama bizim için gün daha bitmemiş çünkü daha rezervasyon yaptırdığımız otele gitmemiz gerekiyordu.

Yarım saat dinlendikten sonra Norveçli bir çift aşağıdaki park alanında bulunan arabalarına kendilerini bırakıp, bırakamayacağımız sordu. ''Elbette!'' dedim ve 15 dakikalık bir muhabbetle biraz yorgunluğu hafifletmiş oldum. Çok ilginç zorla bize 100 NOK bıraktılar yaptığımız iyilik için. Halbuki biz karşılık beklemeden nasılsa o yoldan geçeceğimiz için onları bırakabileceğimizi söylemiştik. Israrlarımıza rağmen parayı almadılar, garip şekilde ilginç insanlar :)

Evet asıl macera bundan sonra. Gün bir türlü bitmedi!

Otelin yerini Tyssedal'a gelirken görmüştüm. Aklımda kalmıştı tabela. Maps.me'ye konum girdim ve otuz dakikalık bir mesafe göstergesinden sonra ''artık ulaşsak da gitsem yatsam'' diye düşünürken otelin konumunu bulana kadar saat 00.30 olmuştu bile. Acı gerçekle o anda yüzleştik. Otel 23.00'da tamamen kapanıyordu. İletişime geçebileceğiniz hiç kimse otelde bulunmuyor yani. Bu da Norveç'in ayrı bir özelliği. Henüz hizmet sektörü gelişmediği için büyük oteller dışında pansiyon vs. gibi ufak şehirlerde ufak yerler ayarladıysanız hepsi belli bir saate kadar hizmet veriyor.

E ne oldu kaldık kapıda, rezervasyonumuz yandı, tek özlemim bir yataktı, o da o gece olmadı. Arabaya tekrar binip hemen en yakın park alanına gittik. Arabayı çektik ve uyku tulumlarına sarılarak ağlaya ağlaya uyumaya çalıştık.

Ertesi gün hiç bir şey yapmak istemiyordum. Çünkü hem yorgunluktan ölüyorduk hem de temizlenmemiz lazımdı. Her yerimiz ter, çamur, pislik içinde kalmıştı. Tekrar aynı otele gidip oda ayarladık. Güzel güzel duşumuzu aldık, kahvaltımızı yaptık ve tüm gün ayakları uzattık. Bir daha akşama doğru dışarı çıktık. Yüzümüzde güzel bir tebessüm, vucudumuzda tatlı bir yorgunluk, bacaklarımızda bir önceki günün hatırası, yüzümüzde soğuk yanığı.

Sonra dönüp birbirimize dedik ki ''İyi ki yapmışız be!''

Trolltunga öncesi ve sonrası konaklama ihtiyacınız varsa önerebileceğim iki yer var.

1-Trolltunga Guesthouse: Burası tırmanış noktasına çok yakın. Araba ile çıkacağınız 20 dakikalık yokuşun hemen başlangıcında. Önceden rezervasyon yapmakta yarar var çünkü her daim dolu bir yer ve burası geç saatlere kadar açık. Odaların geceliği 200 TL'den başlıyor.

2-Hardanger B&B: Trolltunga'ya yaklaşık 40 dakika uzaklıkta bir konaklama yeri. Biz burayı tercih ettik. Norveç normlarına göre oldukça uygun fiyatı var. Ayrıca konumu, manzarası çok güzel. Güvenli ve temiz bir konaklama tesisi. Banyo&Mutfak ortak, odalar 2-3-4 kişilik olarak değişiyor. Odaların geceliği 200 TL'den başlıyor.


Ne zaman tavsiye edilir?

Haziran-Eylül arası tavsiye edilen tarih aralığı. Sonrasında hava erken kararmaya başladığı ve de soğuk havalar birden dağa indiği için tehlikeye girebildiği için önerilmiyor. Ama ekimde o rotayı yapan insanlar da mevcut. Hava muhalefeti nedeni ile Temmuz ayında yapamayan insanlar da var. Yani aslında tamami ile şans ve doğanın sizden yana olması gerekiyor :)


Ne götürülmeli?

Asla kocaman sırt çantaları ile çıkmayın. Kendinize iyice işkence etmiş olursunuz. Yanınızda bulundurmanız gereken şeyler enerji veren yiyecekler, sizi idare edecek sandviç, konserve ve ekmek, suluk, yedek çorap, t-shirt yeterli. Çok kalın giyinmenize de gerek yok. Bence ter emici bir t-shirt, bir yağmurluk ve polar yeterli. Ayakkabı önemli  ve su geçirmez olmasına dikkat edin.
Yürüyüşün çoğunu t-shirt ile yapıyorsunuz zaten. Arada teriniz üzerinizde soğumasın diye de polar giymeniz yeterli. Gidiş-dönüş yapacaksanız aşağıda mutlaka yedek bir ayakkabınız olsun. Siz çıktığınız zaman belki karlar tam erimemiş olabilir ya da yeni bir kar yağışı olabilir dağda. Bizim kuru kuru yürüdüğümüz yollarda sizin ayaklar ıslanabilir. O yüzden tedarikli olmakta fayda var.

Geçtiğimiz sene eylül ayında yapacağım bu rotayı geçirdiğim bisiklet kazası nedeni ile gerçekleştirememiş, bir çok biletimin yanmış olması ve de en önemlisi hayallerin zorunlu ertelenmiş olması nedeni ile çok sıkıntılı bir dönem geçirmiştim. Her şeyin başı sağlıkmış bunu da yaşayarak öğrendim.

İşte bir sene sonra kendimi fiziki açıdan toparlayarak hayalimi gerçekleştrdim. O yüzden siz de bahaneleri kenara atıp, şartlarınızı kendiniz yaratın ve bir an önce yola çıkın.


 Korkmayın, kendinize güvenin. Doğa sizi çağırıyor.

8 yorum:

  1. Ben de güneş istiyorum... bende bende.. :)) Eline sağlık Seyhan..

    YanıtlaSil
  2. Gercekten cok ozendırıcı ve bılgılendırıcı bır yazı olmus ... sanırım sızden ozenıp en yakın zamanda bende gıdecegım :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Umarım yaparsınız, her şeye değer :)

      Sil
  3. Çok güzel. Çok sevindim adına. Benim de hayalim. Kondisyon yapıp seneye gitmek lazım.

    YanıtlaSil
  4. Harika bir anlatim olmus������tesekkurler..

    YanıtlaSil
  5. Harikasınız..Gerçekten harikasınız..Tesadüfen okuduğum bir yazınızda bu kayada fotoğraf çektireceğim demiştiniz ve çektirdiniz.İşte bu yüzden harikasınız diyorum.Benim de hedefim eşim ve çocuklarımla Pulpit Rock ta benzer bir deneyim yaşamak..Ne iyi ettiniz de Norveç'e gittiniz..:)

    YanıtlaSil