23 Şubat 2018 Cuma

Kuzey Romanya keşfine var mısınız?

Romanya denilince sanırım ilk akla gelen şehir Bükreş, sonrasında ise ünlü şatoları ve Kont Drakula'nın bölgesi ile Transilvanya...

Size şimdi önereceğim yer aklınızdaki Romanya algısını değiştirecek türden. Bambaşka kültüre ve doğaya sahip güzelim Maramureş Bölgesini anlatacağım.

Öncelikle şu haritadan Maramureş bölgesinin nerede olduğuna bakalım. Görüldüğü üzere Ukrayna ve Macaristan sınırına komşu. Bu üç ülkenin sentezini Maramureş'i gezerken göreceksiniz...


Ulaşım

Maramureş bölgesini güzelce gezmek için ilk yapılacak şeylerden birisi araç kiralamak. O yüzden en yakın büyük şehir olan Cluj'a gelerek, buradan araba kiralayabilirsiniz. Bu bölgeyi ise hakkı ile gezmek için iki güne ihtiyacınız olacak. Cluj ile Maramureş arası yaklaşık 3-3,5 saat sürüyor fakat yollar dağlık ve tek şerit git-gel olduğu için bu mesafe biraz daha uzayabilir.


Konaklama

Bu bölgede evler ağırlıklı olarak tek katlı, yer yer iki katlı evler de mevcut. Aileler evlerini konuk evi olarak kullanıyor çoğunlukla. Booking.com üzerinden rahatlıkla gideceğiniz bölgeler için rezervasyon yapabilir, çok tatlı evlerde kalabilirsiniz. Geceliği  ise kahvaltı hariç, kişi başı 50-70 TL arası.Biz  Casa Muntean  adında çok güzel bir konuk evinde kaldık. Civardaki konaklama seçenekleri de bu tarzda zaten.  Biraz daha lüksleri var tabi ki ama 5 yıldız lüksünde otel hizmeti beklemeyin.

Gezelim, görelim

Maramureş bölgesinde iki tane büyük şehir var;  Baia Mare ve Sighetu Marmatiei. Bu bölgelere bağlı bir sürü köy ve kırsal bölge mevcut. Şehir merkezlerinde dükkanlar, büyük süper marketler mevcut. İhtiyaçlarınızı buralardan alabilirsiniz. Gezerken bu bölgelerde pek fazla restoran veya kafe seçeneği olmadığını göreceksiniz, o yüzden hazırlığınızı iyi yapmanızı öneririm. Biz iki gün boyunca acıktıkça peynir-ekmek ve yan ürünlerden oluşan kahvaltı yaptık :)

Ve gelelim yolculuğumuza...

Fotoğraflarla anlatmaya çalışacağım ama o kadar çok sürpriz görüntülerle karşılaştık ki anlatamam...

1-Sapanta Köyü, Merry Mezarlığı

Sabah saatlerinde bu köye olan yolculuğumuzda amacımız sadece bu köye özel olan Merry mezarlığını görmekti. Pazar sabahı buraya geldiğimiz için kilisede ayin vardı. Dışarıdan güzel görünen kilisenin içi alıştığımız şekilde görkemli değildi. Burada bahsetmek istediğim iki konu var.

Birincisi insanların giyim tarzı.



İnsanlar Pazar ayinlerine kendi yerel kıyafetlerini büyük bir özenle giyerek geliyorlar. Gencinden yaşlısına herkes süslü, rengarenk... Ben özel bir şey olduğunu düşünmüştüm ama meğersem Pazar günleri buralarda böyle yerel kıyafetler giyiliyormuş. Kültürlerine hala sahip çıkıyorlar. İnsanların fotoğraflarını çekmeye çalıştığımda hiç olumsuz tepki ile karşılaşmadım hatta hepsi bana poz vermeye başlamıştı bile :)

Yas tutan insanlar ise siyah giyiniyordu.




Bir de yaşlı teyzeler...


İkinci olarak bahsetmek istediğim ise rengarenk ahşap mezar anıtları...


Sadece bu köye özgü olan bu gelenek 1935 yılından beri var ve günümüzde de devam ediyor. Bu köyde yaşayan insanlar ölümü bir son olarak değil, bir başlangıç olarak gördükleri için mezar anıtlarına yazılacak şeyleri yakınlarına vasiyet olarak bırakıyorlarmış. Mezar taşlarında yaşadıkları süre zarfında yaşamından kesitleri mezar taşlarına yazdırıyorlar. Tabi ölümden sonra inanılan hayata dair  bir şeyler de yazdıran var... Ya da ölen kişinin ailesinin ölen kişi hakkında karakterine dair betimlemeler de...


Mezarlarda ölen kişinin adı, yaptığı mesleğe dair bir tasvir ve kişinin mezarında yazmasını istediği şeyler ahşaptan yapılan mezar anıta işleniyor ve sonrasında fotoğraflarda göreceğiniz üzere boyanıyor. Yani anlayacağınız hepsi el emeği, göz nuru...


Bu mezarlığa girmek ücretli ama oldukça cuzi bir miktar. Biraz turistik bir yer ama öyle korkulacak kadar değil. Biz çok rahatça gezindik ve fotoğraf çektik.

2-Breb-Deseşti-Ieud Köyleri




Bu köyler güzel bir rota oluşturularak gezilebilir. Ana yollar asfalt o yüzden araçla rahatlıkla gezebilirsiniz. Doğa ananın muhteşem sunumu, 14. yy'dan kalma ahşap kiliseler, hemen hemen her evin girişinde ahşap dev kapılar, daracık toprak ve yer yer taşlık yollar, ağaçlar, ormanlar, bomboş yollar, evlerinin önündeki banklarda gelen geçeni izleyen yaşlılar, güler yüzlü ve sıcacık insanlarıyla ve bu kadar güzelliğin yanında çok da turistik olmaması nedeniyle buralara yolları düşürmek gerekiyor.



Kiliselerin içini ise gezmek biraz zor. Çünkü sadece köyde yaşayanlar tarafından Pazar günleri kullanıldığı için kiliselerin papazları da özel rica dışında kiliseleri açmıyorlar. Biz breb köyünde günü batırmaya yakınken Fransız turist çift tarafından açtırılan kilisenin içini gezme fırsatı bulabildik. Sanırım şimdiye kadar gördüğüm en güzel dekora sahip kilise bu bölgedeydi. İçerisindeki bir çok eşya ve ahşap duvardaki  tasvirler orjinal.



3-Barsana Köyü

Bu köyden geçerken hiç beklemediğim anılara sahip olacağımı düşünmezdim...
Araba ile geçerken ufak bir kapı önünde bir çok insanın bekleştiğini gördük ve hadi bakalım ne varmış dedik.


İçeriye girmemiz ile adeta 70'li yıllara döndük. Burası bildiğiniz bir köy barı çıktı! İçeride bir sürü amca toplaşmış kağıt  oynayarak bira içiyorlardı. Önce bir çekindik ama sonra hepsinin ''gel gel'' işareti ile kendimizi onların masasında bulduk. Fotoğraf çekmek isteğimizi belirttiğimizde ise çoktan poz vermeye başlamışlardı :) Daha  sonra bir amca her ne kadar aynı dili konuşmasakta eline kağıt kalem alarak adresini yazdı ve fotoğraflarını istediğini belirtti :) Sonra bize bira ikram ettiler ama maalesef araba kullanacağım için bu teklifi geri çevirdik :) Bardan çıktığımızda  adeta zaman tünelinden çıkmış olduk :(  Sonrasında teyzeler bize el sallayarak, bizleri uğurladı.






Sonrasında  Barsana'ya bağlı Barsana Manastır Kompleksi görülecekler arasında yer alıyor. UNESCO Dünya Mirası Listesinde olduğu için de oldukça popüler ve turistik bir kompleks burası . İçerisinde 14.,  18. ve 20. yy'a ait yaklaşık 12 adet ahşap kilise var. Bir çoğunun içi ziyarete açık değil. Bu kompleks günümüzde aktif olarak da kullanılmakta ve bir çok rahibe burada yetişmekteymiş. Giriş ücretsiz, yeme-içme için de oldukça sınırlı bir kafeteryası var.



Pazar günümüzü bu bölgede geçirdik ve aynı gün içerisinde 2 ayin, 1 evlenme seromonisi, 1 adet de düğün yakalama şansına eriştik.

Artık dönüş yoluna geçmiştik ve  Barsana'yı geçtikten sonra bir evin önünde böyle çiçekli, böcekli giyinen kızları gördüğümüzde arabayı park ettik  ve gerçekten orada neler olduğunu merak ediyorduk. Ne görelim, meğersem bir köy düğünü imiş!



Kızlar yerel kıyafetler giymişlerdi fakat oldukça bakımlı ve topuklu ayakkabıları ile geçmişi ve günümüz modasını güzel kombine etmişlerdi :) Fotoğraf çekmeye başladığımda ise yavaş yavaş beni evin bahçesine doğru çağırdılar ve bahçede 2 koca masa insan manzaralarına şahit olduk. Bir masada teyzeler, diğer masada abiler, amcalar. Sonra çocuklar dikkatimi çekti... Hepsi birbirinden minnoştu.



Evin içine götürüldüm sonra. Gelin ve damatı gördüm, tebrik ettim. Sonrasında ise bahçeye tekrar çıktım ve bize ikram edilen şekerlemelerden biraz tattım. Teyzeler beni ve arkadaşımı masaya davet ettiler fakat zamanımız olmadığı için maalesef kalamadık. Ama aklım ve kalbim o insanlarda kalmıştı bile...


Dönüş yolunda maps.me uygulamasına güvenerek bizi Cluj'a götüreceği yolu takip etmeye başladık. Biraz maceralı başlayan kestirme köy yolları sonrasında havanın kararmaya yüz tuttuğu anlarda korkutucu bir hal aldı. Çünkü bizi ıssız, kimsenin olmadığı toprak dağ yollarından götürmeye başlamıştı uygulama. Aklımıza binbir türlü senaryo geldi.''Ya lastiğimiz patlarsa, ya araba çamura saplanırsa, ya dağda mahsur kalırsak...''

Daha fazla risk almayıp geldiğimiz 1 saatlik yolu tekrar dönerek ana yoldan tabelalar vasıtasıyla Cluj'a dönmeye karar verdik. Ana yola girdiğimizde başlayan ve 4 saat boyunca  hiç dinmeyen sağnak sayesinde tüm araç kullanma becerilerimi geliştirdim diyebilirim :)

Cluj'a döndüğümüzde gece 23.00 olmuştu bile ve yine çok tatlı diyebileceğim kaldığımız pansiyonun işletme sahibi tarafından  odamıza yerleştirilmiştik bile.


Uyumaya çalışırken dolu dolu geçen ve hiç bir zaman unutmayacağımız Maramureş anıları ise bizleydi...

6 Şubat 2018 Salı

Romanya'da araç kiralama

Uzun zamandır blog yazılarını ihmal ettiğimin farkındayım. Siz iş güç deyin, ben üşengeçlik diyeyim...

Son bir yıldır o kadar üşengeç oldum ki ne seyahat, ne blog yazıları ne fotoğraf... 2017 yılı bu konular için oldukça zayıftı benim dünyamda. Geç olsun güç olmasın dedim 2018 yılına güzel girme niyetindeyim, eski seyahatleri ve yeni seyahatleri bol bol yazmayı hedefliyorum. Umarım gaza gelmişken hemencecik vazgeçmem :)


2017 yılında giderek gerileyen ve Avrupa'ya göre oldukça küçülen bir ekonomiye sahip olduğumuz için bir uçak biletini artık kırk defa düşünerek alıyorum... Eskiden uçak biletini ucuza hallettim mi gerisi kolay diyordum ama artık nafile... EUR olmuş 4,7 TL. İki  sene önce gezdiğim yerlere şimdi gitsem iki katı bütçe ile gitmem gerekiyor maalesef. Devir tasarruf devri dedim ve 2017 yılında sadece üç ülkeye gittim. Ekonomileri bize yakın veya gittiğimde cebimi üzmeyecek ülkeleri tercih ettim. Bunlardan birisi de Romanya idi.

Neden Romanya derseniz öncelikli seçimim para biriminin EUR olmaması ve de gezilecek coğrafya bakımından oldukça zengin bir ülke olması beni fazlası ile ikna etti.

Plan, program ve gezdiğim yerlerin detaylarını bir sonraki postta paylaşacağım ama size araç kiralama maceramı aktarmak istedim öncelikle :)

Romanya için gezilecek yerleri araştırıyorken Kuzey bölgesi oldukça ilgimi çekti. Köy köy gezmek gerekiyordu buraları. Planımızı güneyden kuzeye doğru yaparak ülkenin ortasına kadar tren+otobüs ile gitmeyi planladık.Dönüş uçağımız Cluj şehrinden olacağı için 2-3 günlük zaman zarfında da araba kiralayarak iki bölgeyi istediğimiz gibi görmeyi planladık.


1.Transfagarasan Yolu


1974 yılında Ceauşescu tarafından 90 km uzunluğunda bol virajlı, varmanın değil yolda olmanın güzelliğini doyasıya yaşayacağınız bir parkur.






2.Maramureş Bölgesi



Ukrayna ve Macaristan sınırında bulunan bu bölgede köy köy, kapı kapı gezmek gerekiyordu. Bu bölge için bir yazı hazırlayacağım, takipte kalınız :)





Bu iki bölge için de araba kiralamak şarttı. O yüzden Sighisoara şehrine kadar toplu ulaşım araçları ile gideriz, arabayı da orada olacağımız güne göre ayarlarız diyerek gitmiştik.

Ama efendim yanılmışız...

Ben plan-programcı biri olarak bu seyahatimde  bazı konularda  ''anı yaşa, plan yapma'' kavramımın ne kadar geçersiz olduğunu gördüm...

1. deneme!

Sighisoara'ya geldiğimizde 1-2 saat gezer sonrasında araç kiralama opsiyonlarına veya hangi şehre geçeceğimize karar veririz demiştik arkadaşımla. Turizm ofisini bulduk ve internetini kullanmak için izin aldık. Rentalcars sitesi benim her gezimde araç kiralama için kullandığım bir site. Sitede arama yaptığımda araçlar şehre en yakın havalimanlarında var olarak görünüyordu. Turizm ofisindeki yetkiliye şehir merkezinden kiralayabilir miyiz seçeneğini sorduk. O da bize iki firmanın telefonunu verdi. İki firma ile de telefonda görüştüm ve ikisi de aracının olmadığını, beklersek bir sonraki gün olacağını söyledi. Fiyatı sorduğumda ise internette çıkan fiyatların neredeyse iki katını söyledi biri. Teşekkürler  diyerek telefon konuşmasını sonlandırdım. Turizm ofisindeki kişiden yardım istedik ve o da bize Sibiu şehrine geçmemizi hem gezmek açısından güzel bir şehir olduğunu hem de havalimanı olduğu için araç kiralamayı oradan yapabileceğimizi söyledi. Ben de internetten baktığımda Sibiu havalimanında araçlar gayet var görünüyordu. Tamam dedik, hemen Sibiu şehrinden otel ayarladık ve adamcağıza minnettar kalarak tren istasyonunun yolunu tuttuk. İstikamet Sibiu idi. Yaklaşık 1,5 saatte ulaşabileceğimiz bir şehirdi ama gelin görün ki o gün ne tren ne otobüs vardı o saatlerde. Her ikisi de akşam saatlerinde ve aktarmalı olarak vardı. Resmen o günümüz çöp oldu Sighisoara'da. 3 saat tren istasyonunda boş boş bekleme, aktarmalı tenle de 2,5 saat yol gitme, sonrasında oteli bulabilme adına kaybedilen 1 saat. Sonunda Sibiu'ya gece 22.00 gibi vardık...

2. deneme!!

Efenim güne güzel ve moralli başladık. Kahvaltıyı yaptık ve hemen internete girip 3 günlüğüne araba kiralayalım dedik. Enem bir de ne göreyim bir gün önce baktığım hiç bir opsiyon çıkmıyor!  Araba yok değil var fakat fiyatlar 2 katı neredeyse çünkü ekonomi sınıfında otomatik araba seçeneği tükenmiş görünüyor. Sinir kat sayımız tekrar nüksetti.. Defalarca odada bağlantıyı sıfırlayıp, farklı uygulamalardan ve tarayıcılardan girerek tekrar denediğimizde olumlu sonuç alamadık. Aklımıza alternatif seçenek olarak şehir merkezindeki kiralama ofisleri geldi. İnternetten adresleri kontrol ederek doğruca ofisleri ziyaret etmeye başladık.

İlk ofiste araç yoktu. İkinci ofiste araç vardı fakat söylediği fiyat bizim bütçemizi oldukça aşıyordu. Bir de adamlar aracı tekrar ofislerine bırakmamızı talep ediyorlar ek olarak sigorta kapsamında bir günlük araç kirası kadar kasko bedeli talep ediyorlardı. Dedik bu bize uygun değil. Odaya tekrar dönüp şansımızı deneyelim dedik ve araç alış saatlerini bir kaç saat ileriye aldığımızda bütçemiz dahilinde araçları önümüze çıkardı. Bu arada Sibiu'da saat 13.00 olmuştu bile. Planımız 08.00 gibi arabamızla hareket etmekti ama umduğumuz gibi gitmedi bu durum :(

3.deneme!!!

Evet aracı bulmuştuk! Akşam 16.00 gibi aracı teslim alacaktık. Nasılsa Transfagarasan yolunu o gün yapamayacaktık ama en azından başlangıcı olan köye o gün 1-2 saat içerisinde varabilirdik. Tamam bir gün dinlemiş olduk aman bir şey olmaz canım dedik ve havalimanının yolunu tuttuk.

Araç için beklemedeyiz. Klass Wagen adında Romanya'da epey geniş ağı bulunan ve yorumları güzel olan bir firmadan kiralamaştık. Öncelikle havalimanına geldiğimizde firmanın bankosunun olmadığını ve aramamız gerektiğini öğrendik. Neyse dedik sevinçliyiz, aracı alınca bütün bu çile bitecek. Tel paketimiz olmamasına rağmen 1 dakikalık görüşmeden bir şey olmaz deyip, aradım ben.

Yetkili yarım saat içinde geliyorum dedi ve geldi. Ve ne dedi biliyor musunuz? ''Hanımfendi sizin rezerasyonunuz bize yarım saat önce ulaştı ve elimde hiç araç yoktu. Araç bulmakla uğraştım  1 saattir, lütfen kusura bakmayın. Sistemde sorun oluştu sanırım.'' Ben şok tabi :S ''Nasıl olur biz öğlen yaptık rezervasyonu işte kanıtı burada, bakın mailim burada'' vs. derken ''Özür dileriz hadi  gidelim aracı size teslim edeyim'' dedi.

Evet araç oradaydı. Allahım bende bir sevinç, bir coşku anlatamam. İki gündür sürünüyorduk ve tüm dertlerimiz bitecekti.

Nırınınrınırınırnııı
Bitmedi!

Kontratı imzalamaya yakın ''Dur şu çantaları bir arabaya atayım'' dedim ve gözüm vitese takıldı. Ne göreyim; Düz vites!

Yıllardır otomatik vites kullandığım için düz vites arabanın nasıl kullanıldığını gayet unutmuştum ve yetkiliye ''bakın ben otomatik araba kiraladım ve siz düz getirdiniz, ben bunu kulanamam'' dedim. O da tekrar elinde araç olmadığını ve bunu bile zor bulduğunu belirtti. Ek olarak mevsimlerden yaz, yüksek sezon ve araç bulmak bu yüzden de oldukça zormuş. E mağdur olan bizdik. Zaman yanında bir de para kaybı eklenmişti bu çileye.

''E ödeme ne olacak?'' dedim. Çünkü karttan çoktan çekilmişti bile... Rezervasyonu yaptırdığınız siteyi arayıp, durumu aktarabilirsiniz gerçekten ben bir şey yapamam dedi...

4.deneme!!!!

Moraller tükendi bitti bizde...

Son çare havalimanındayken araç kiralama firmalarına tek tek gidip fiyat sormak oldu ama nafile.. Çoğunun elinde otomatik araç yoktu... Var olan ise 700, 800 EUR gibi depozito talep etti...

Aklım çalışmıyor, ne yaparız, nereye gideriz bilmiyordum ama moraller sıfırdı. İşte bu anlarda seyahat partnerinizin olması güzel bir duygu. Siz çıkmazdayken o size yol gösterebiliyor ya da onun kafası karışmışken siz başka bir açıdan konuya yaklaşarak durumu toparlayabiliyorsunuz...

Aklına gelen alternatif ise Transfagarasan yolundan sonra bizim gideceğimiz şehre o gün otobüsle gitmekti... Hay yaşa dedim. Karpatlar artık yalan olmuştu biz yolumuzda devam etmeliydik... Ve o gece Turda'ya otobüs ile gitmeye karar verip otogarın yolunu tuttuk.

5. deneme!!!!!

İlk arabalı rotayı maalesef pas geçmiştik, gidemedik. Bari kuzey sevdamız sekteye uğramasın nasılsa Cluj'a yakınız ve dönüşümüz oradan olacak diyerek Kuzey için kiralayalım dedik. Turda'da iken rezervasyonu yaptık ve her şey süper görünüyordu, kiralayabilmiştik. Ama yine de içimden bir ses ''araç kiralamada kesin bir şey çıkacak'' diyordu :)

Cluj'da yine Klass Wagen firmasının ofisini ara tara bulduk. Neden klass Wagen çünkü fiyatlar diğer firmalara göre oldukça uygundu.

Neyse efenim ofisteyiz. Araç kiralama için gereken evraklar istedindi, imzalar atıldı. Ödeme kısmına geldik ben zaten ödediğimi söyledim. Ekstra araç kaskosu için ödeme talep ettiklerini söylediler. ''Neden ki?'' dedim. Çünkü kiralarken sigortalı olarak kiralamıştım. Romanya araç kiralama kuralları burada devreye giriyor arkadaşlar:


1. Araç kiralarken normalde Avrupa ülkelerinde sizden bir miktar depozito talep ederler. Bu ülkeden ülkeye değişiyor ama 200-300 EUR filandır normalde o da bir haftalık meblağ.  Aracı teslim alırken bakarlar bir sorun yoksa bir kaç gün içinde o depozito tekrar iade edilir. Romanya da sadece bir gün için istenilen rakamlar korkunç. 500 EUR, 700 EUR, 800 EUR bile isteyenler oldu!!

2. Depozitoyu kabul etmiyorsanız sizden sigorta ücreti alıyorlar. Araç kiralama günlük 150 TL iken sigortasının 200 TL olmasına ne diyorsunuz?


Arabayı teslim almak için bu iki seçenekten birini seçmem gerekiyordu. Kartım öyle çok limitli olmadığı için sigorta ücretini ödeme seçeneğini tercih ettim. Aklımda da rental.cars sitesine şikayet mesajı yazmak vardı. Belki dedim kartımdan çekilen ücreti dönünce iade alabilirim... (Dönünce aldım :) )

Efenim sonrasında arabayı nihayet teslim aldık! Bu sefer de kafam rahat değil. Bu kadar sancılı geçen bir süreçte hala ''kesin başımıza bir şey gelecek hadi hayırlısı'' deyip durdum. Neyse ki kazasız belasız çok güzel anılarla geçen 2 günlük Kuzey keşfimiz bonus oldu :)


Maramureş'teki Merry Mezarlığı. Sadece Sapanta Köyü'ndeki mezarlık böyle özel ve güzel :)



Son olarak siz siz olun, bir ülkeye giderken araba kiralamayı düşünüyorsanız planlarınızı önceden yaparak, uygun fiyatlarla halletmeye, son ana bırakmamaya çalışın. Romanya için ise ekstra dikkat edin!

Seyahat dolu bir yıl olsun efenim :)


4 Kasım 2016 Cuma

Bilinmeyen İran

Evet İran'a sonunda gidebildim. Hem de 3 senedir ''Acaba tek başıma gidebilir miyim, kadın başıma gitsem başıma bir şey gelir mi, korkuyorum galiba'' iç sesleri ile bu sene zincirlerimi kırdım ve çok görmek istediğim İran'a bir kız arkadaşımla gittim.

Kurban Bayramının 1 hafta tatil olacak olması nedeniyle biz de kendi izinlerimizden bir hafta katarak İran'ı şöylece bir güzel gezelim dedik. Rehber kitaplar, okunacak bir sürü siyasi, dini, kültürel, fotoğraf içerikli kitap alarak planımızı oluşturduk ve 12 gün boyunca zamanımızın yettiği kadarıyla İran'ı gezdik. Genel olarak İran'da ne yaptık, ne ettik, nelerle karşılaştık, ne gibi ön yargılarımız vardı ve neleri kırdık onlardan bahsetmek istiyorum bu yazıda.


Neden İran?

Bu soru bana oldukça soruldu arkadaşlarım, çevrem, tanıdıklarım tarafından. Neden klasik bir Avrupa rotası değil de İran! Çünkü beni çeken bir kültüre sahip. Yıllardır izlediğim sineması ile, dinlediğim müzikleri ile beni kendine çeken bu medeniyet, çok yakın tarihte geçirdiği devrimle de kendini iyice merak ettiriyor bir yandan da beni ürkütüyordu. Takip ettiğim sayısız İranlı fotoğafçılar nedeni ile de o sokakları iyice merak ediyor, kafamdaki fotoğrafları çekmek, ordaki hayatı görmek için can atıyordum. İşte gitme nedenim bu.

İran'a ilk adım

İran bizden 90 gün kadar kalış için vize istemiyor. Pasaportunuzla İran'a rahatça gidebilirsiniz. Tek bildiğim şey daha önce pasaportunda İsrail damgası olanlara epey sorun çıkardıkları.

İran'a Ulaşım:

İran'a kara ve havayolu ile ulaşım TR'den mümkün. En çok tercih edileni ağırlıklı olarak doğu illerinden özellikle Van'dan Tebriz'e otobüslerle gitmek. Bu bizim yolumuzu uzatacağı ve zamanımızın az olması nedeniyle tercih etmeyeceğimiz bir yöntemdi. O yüzden baştan itibaren havayolu ile gitmeyi düşünüyorduk.

İstanbul'dan Pegasus'un, THY'nin direk uçuşları var fakat benim normlarıma göre oldukça yüksek fiyatlardaydı. Ben de skyscanner sitesinden fiyat alarmı kurup gitmek istediğim tarihlerdeki bilet fiyatlarını izlemeye başladım. Sonunda Nisan ayında Azerbaycan'a ait AZAL havayollarının kampanyası ile minimum 700-800 TL olan Tahran bilet fiyatlarını 300 TL olarak gördüm ve tereddütsüz aldım. Benim aldığım bilet Bakü aktarmalıydı ve giderken 1 günde dönerken ise gece yola çıkacağım için 6-7 saat sürecek bir yolculuktu. Bilet fiyatı ucuz olunca 320 TL'ye aldım.

İst Atatürk->Bakü>Tahran şeklinde olan rotada Bakü'de transit yolcu olsanız dahil 10 USD 90 günlük olan vizeye tabisiniz ve bu hemen havalimanı kapısında bir form doldurularak alınıyor.

Ve sabah başlayan yolculuğum gece 24.30'da Tahran'da sona erdi. Sorgusuz, sualsiz gümrük polisinden de geçtim ve artık hayalimdeki ülkedeydim.


İran'da Ulaşım

Şehirlerarası yolculukta en çok tercih edilen yöntem otobüs. Gece yolculuğu yapacaksanız özellikle uzun mesafede tercih edilen VIP otobüsler var. Hafif yatak olacak kıvamda. Mesafeler sizin gözünüzü korkutuyorsa uçakta kullanabilirsiniz. İran'ın bir çok şehrinde havalimanı var. İran'da otobüsle seyahat edecekseniz mutlaka bir gün önceden kaldığınız otelden veya acentalardan otobüs firmalarına rezervasyon yaptırın. Gittiğinizde bilet bulamayabilirsiniz ve planlarınız alt üst olmasın.

Bazı şehirler arası yolculuklarda tren tercih ediliyor. Biz bir kere denemek istedik ama zamanı uyduramadık.

İran'da benzin oldukça ucuz bildiğiniz üzere petrol ülkesi. Bizim ülkemizde 200 küsür TL'lere dolan depo orada 30-40 TL'ye doluyor. O yüzden taksiler esasında oldukça ucuz. Hele gaz kullanıyorsa taksi sudan ucuz. Deposu 10 TL'ye doluyor. Mutlaka taksicilerle binmeden önce pazarlık edin. Kendi halkını 100.000 Riyal'e götürdüğü yer için size 400.000 Riyal diyebilir. O yüzden her zaman ne fiyat söylüyorsa epey düşüğünü söyleyin, kabul edeceklerdir. Biz şehirler içinde çok fazla taksi kullandık açıkçası. Belediye otobüsleri hep farsça olduğu için ve halkta ingilizce bilmediği için sıkntı çekmeyelim diye bir kaç bölge haricinde hep taksi kullandık.

İran'da çok fazla otomobil mevcut. İran'a özgü epey otomobil markası da var. Otomobil ucuz, benzin de ucuz olunca herkeste araba var. Arabaların çoğu eski ve çevreye zarar veren araçlar. O yüzden çevre kirliliği oldukça fazla İran'da.

Tahran'da metro var. Her tarafa  tek biletle gidebiliyorsunuz. Biz epey metro kullandık Tahran'da. İlk iki ve son iki vagon kadınlara ait. Diğer vagonlar karışık ama o kadar kalabalık ki nefes almak bile zor olduğu için kadınsanız,  kadınlara ait vagonları kullanmanızı tavsiye ederim.

Otobüslerde de durum farklı değil. Tahran'da herkes önden binip, öne kadınlar arkaya erkekler oturuyor. Ufak şehirlerde ise sadece kadınlar için otobüsler olduğu gibi, önden erkeklerin, arkadan kadınların bindiği otobüslerde gördüm. Orta kapı itibari ile otobüsler ikiye ayrılmıştı.


İran'da Kadın gezgin olmak;


Bu konunun üzerine saatlerce konuşabilirim. Gitmeden önce çok kaygılarım vardı. Oraya gidince hepsinin yersiz olduğunu anladım.

Öncelikle şunu söylemeliyim ki korkulacak hiç bir şey yokmuş! Senin benim gibi ülkede oldukça fazla turist var. Zaten her yer kadınlarla dolu. En fazla sizi, yabancı olduğunuz için dikkatle inceliyorlar o kadar. Erkekler de bazen tanışma amaçlı gelip  sohbet etmek istiyor, fotoğraf çekmek istiyor.Yani taciz boyutunda herhangi bir şey olmuyor. Siz istemediğinizi söylerseniz de mahçup olup geri çekiliyorlar.

İran'a ayak basmadan önce örtünmeniz gerektiği uyarısı uçakta başlıyor. Herkes kafasına bir şal/başörtü, üzerine de uzun bir şey giyiyor. Genel olarak turistler biraz daha rahat bu konuda. Hatlarınızı örten bir tunik veya uzun bir hırka yeterli esasında. Ahlak polisleri geziniyor sokaklarda ama hiçte uyarı alan görmedim.



İran'da gezmeye başladığınızda aslında kafanızdaki önyargıların yersiz olduğunu görecekseniz. Çok renkli giyinen kadınlar var. Tabi bir yandan çarşaflı olan kadınlar da bir hayli fazla. Kadınlar Tahran'da daha modern. Saçlarının neredeyse yarısı açık şekilde başörtüsü takıyorlar ve havalı şekilde rengarenk giyiniyorlar. Saçların ön tarafları genelde yapılı oluyor. İran kadınları kozmetiğe, estetiğe oldukça düşkün. Neredeyse burnu, kaşı veya dudakları yapılı olmayan kadın yok. Özellikle Tahran'da bol estetikli ve makyajlı hatunları göreceksiniz. Markete bile 20 kg makyaj yaparak gidiyorlar.






Tahran'dan diğer bölgelere doğru gittikçe muhafazakarlık oranı da artıyor. Kadınları daha çok siyah çarşaflar içinde görebiliyorsunuz. Bazı dini şehirlerde (mesela Qom gibi) hemen hemen herkes çarşaflar içinde.

Kadınlar rahatlıkla gece bile dışarı çıkabiliyorlar. Kadın kadına gecenin bilmem kaçında bile gezen, kadın başına taksiye binebiliyorlar.

Kadınlar araba kullanıyor aktif şekilde. Yani bir Suudi Arabistan değil. İsfahan'da kadın taksici bile gördüm.

Kadınların çalışma oranı da oldukça yüksek. Gittiğiniz bir çok mekanda kadın çalışan görebilirsiniz. Zaten ülkede oldukça fazla üniversite var ve gençler genel olarak kültürlü.

Bir kadın olarak İran'ı gezmek oldukça rahat ve keyifliydi. Turist olduğumuz belli olduğu için bazen çok fazla ilgiye maruz kaldığımız yadsınamaz ama açıkçası bir kez bile tedirgin olduğumuz bir durum söz konusu olmadı. Dediğim gibi turistlerle gelip tanışıp, fotoğraf çektirmek isteyen oluyor sadece. Türkiye'den oldukça güvenli olduğunu söyleyebilirim.



İran'da para birimi

Gelelim en karışık mevzuya.

İran'da resmi olan para birimi Riyal. Yani bol sıfırlı. Ama halk arasında bir sıfır atılan versiyonu Toman yani Tümen kullanılıyor. Kullanılan para aynı sadece siz bir şeyin fiyatını sorduğunuzda satıcı toman olarak cevaplıyor ama verdiğiniz para Riyal oluyor şöyle ki bir su alacaksanız fiyatı 1.000 toman diyor satıcı. Elinizdeki paraya baktığınızda 10.000 Riyal veriyorsunuz. Biz bu duruma iki günde anca alıştık :D


Burdan USD ile gitmeniz mantıklı. Büyük şehirlerde kuyumcularda veya çarşı içinde olan dövizcilerde bozdurabilirsiniz. Bazen çarşılarda karaborsacılar da olmuyor değil.

Önemli bir not vereyim. Hiç bir şekilde kredi kartı veya ATM kartı İranda geçerli değil. Çünkü ambargo var ve dünya bankaları ile anlaşmalı değiller. O yüzden bu durumu göz önünde bulundurarak ne kadar harcayabileceğinizi kestirip yanınıza nakit döviz alarak gidin. Orada hiç bir şekilde kartlarınız geçerli değil. Kendi halkı ise banka kartı kullanıyor, kredi kartının bile geçen ay hizmete yavaş yavaş gireceği duyuruldu.

Rota Önerisi

İran'da hiç bir şey için acele etmenize gerek yok. Çok önceden ince planlar yapmaya da gerek yok. Gitmeden önce kabaca bir plan oluşturursanız gittiğinizde hep bir sonraki gününüzü planlayarak rotanızı oluşturabilirsiniz. İran büyük bir ülke. Yollar çok iyi durumda olmadığı için mesafeleri de göz önünde bulundurarak planlarınızı yol durumuna göre yapın mutlaka.

Genel olarak tercih edilen rota Tahran-Qom-Kashan-İsfahan-Yezd-Şiraz rotası.

Bizim rotamız ise şu şekilde idi;



Konaklama

İran'da oldukça fazla otel, hostel, konuk evi mevcut. Her ihtiyaca göre konaklama şekli var. Henüz hizmet sektörü çok gelişmemiş o yüzden büyük beklentiler içine girmeyin. Yalnızca otellerin veya hostellerin İran ekonomisine göre oldukça pahalı olduğunu söyleyebilirim. Hostellerde kalabalık odalarda kalma fiyatı 10-15 USD/EUR arası değişiyor. Özel odada kalmak isterseniz fiyat 25-30 USD'lere çıkıyor minimum. Orta karar bir yerde kalacaksanız 50-60 USD civarında gecelik fiyatlar. Daha lüks bir şeyler arıyorsanız 100 USD'den fiyatlar başlıyor.


Couchsurfing diye bir sistem var Dünya çapında kullanılan. Başka yazılarımda bahsetmiştim. Ücretsiz olarak insanların evinde konaklayabildiğiniz ve kültür alış verişi yapabildiğiniz bir platform. İran kapalı bir ülke olduğu için bir şekilde bu sistem keşfedilmiş ve halk tarafından aktif şekilde couchsurfing kullanılıyor. Ben referansları iyi olan kişilerle yazıştım ve 5 gece couchsurften bulduğum insanların evinde kaldım. Tahran en geniş kitleye sahip şehir. Diğer şehirlerde daha az kullanılıyor.


Tahran'da kaldığım CS üyesi tanıştıklarımız ve evinde kaldıklarımız arasında en iyisi ve en iyi anlaştığımız kişi oldu. İran halkının misafirperverliğini  gitmeden önce çok duymuştum ve ziyadesiyle bize bunu gösterdikleri için Amir ve Emin'e çok teşekkür ediyorum. Güzel bir dostluk başlangıcı oldu aramızda. İran'dan döneli iki ay olmasına rağmen arada mesajlaşıyoruz ve  birbirimizi merak ediyoruz:)

İran Halkı

İran halkı inanılmaz misafirperver ve hatta bazen abartıyorlar. Sokakta yürürken gelip sizinle konuşuyorlar, fotoğraf çekerken gülümsüyorlar ve hatta poz veriyorlar. Birden yanınıza gelip sizinle konuşmak isteyip, fotoğraf bile çektirebiliyorlar. Hatta sadece fotoğraf çektirmek isteyen bile oluyor. ''Neden?'' diye sorduğumda instagrama koyup arkadaşlarıma göstereceğim diyen bile vardı :) Açıkçası ''hayır'' dediğim tek kişi oldu çünkü resmen bizi takip etti ve rahatsız oldum. Fotoğrafımın da onda olmasını istemedim. Onun dışında diğer fotoğraf  isteklerine her zaman evet dedik ve çok keyifli anlar yaşadık :)

Sokakta yardımcı olmaya çalışan da çok oluyor. Adres sorarken, çarşıda pazarda gezerken gelip hal hatır soran, bir şeyler ikram eden insan da çok :)

Turistik bir şey söz konusu olduğunda aman dikkat! Olabildiğince pazarlık yapın, fiyatı düşürmeye çalışın. Gerçekten kazıklamak için can atıyorlar.

İran'da Yeme&İçme

Sıkıntı çekmeyeceğiniz yegane şey! Bol bol küçükbaş hayvan tüketiliyor. Kebap ve pirinç pilavı olmazsa olmazları. Epey pilav çeşidi mevcut. Kuzu eti oldukça yaygın şekilde yemeklerde kullanılıyor. Safran ise yemeklerin baş tacı. Safranı her şeyin içinde görebilirsiniz. Bize yakın bir yemek kültürü olduğu için her şeyi deneyebilirsiniz.

Abgusht, Ash-e doogh çorbaları en meşhurları. Fesenjan diye tatlı soslu bir tavukları var. Bunları bir çok restoranda bulabilirsiniz. Tabi şehirden şehre de farkeden yemek kültürü mevcut tıpkı bizdeki gibi.


Esnaf lokantası tadında olan mekanlarda yemek yemek ucuz. Ama turistik restoranlara gittiğinizde fiyatlar 3 veya 4 katına çıkıyor.


İran'da porsiyonlar çok büyük olduğu için tavsiyem 2 veya 3 kişiyseniz farklı yemeklerden birer porsiyon söyleyip, arkadaşlarınızla bölüşebilirsiniz. Biz ilk yemek yediğimizde porsyionları görünce şok olduk. Sonra nereye gitsek bir yemek söyleyip hep bölüştük. Hem daha hesaplı oluyor hem de yemekler ziyan olmuyor.


Ziyan demişken İran'da bir de şöyle bir kültür var. Yemeğiniz fazla geldi, bitremediğiniz hemen paket yapabiliyorsunuz. Köpük kaplar var her restoranda ve insanlar kaplara kalan yemeklerini koyup, eve götürüyorlar. Lüks restoranlarda bile böyle. Yemeği tabakta bırakmak veya çöpe dökmek israf olarak kabul ediliyor.

İçecek konusuna gelirsek yoğun olarak çay ve ayran tüketiliyor. Ülkede içki satılması ve tüketilmesi yasak ama el altından herkes içkiyi çok kolay şekilde bulabiliyor. Restoran veya marketlerde alkolsüz bira veya meyveli malt içecekler bulabiliyorsunuz. İçki için tabi ki lokal insanlarla iletişime geçmek gerekiyor.

İran'da Fotoğraf çekmek

Gitmeden önce bu konu kafama takılan hadiselerden biriydi. Biraz fazla araştıran biri olarak bu konudan muzdarip birileri olmuş mu onu araştırdım. Bir kaç fotoğrafçının makalesini bulup, okumuştum. İlk bir kaç gün zorlandıklarını yazmışlardı. Bu arada konu sokak fotoğrafı. Turistik yerlerin fotoğrafları değil :) O konuda problem yok. Bir kaç saray dışında çoğu turistik yerde fotoğraf yasağı yok.







Konu sokak fotoğrafına gelince gitmeden önce bir kaç arkadaşımız tarafından da uyarılmadık değil. ''Dikkatli olun, her yerin fotoğrafını çekmeyin. Bilmeden askeri veya siyasi önemi olan bir binayı çekerseniz, başınıza iş alırsınız.'' gibi uyarılar kafamızda, makinalar elimizde gördüğümüz veya ilgimizi çeken nesnelerin fotoğraflarını çekmeye başladık. Açıkçası hiç bir sorunla da karşılaşmadık. Bazen kadınlar azcık rahatsız olup kafalarını önlerine eğdiler, bazı kadınlar ise tam tersi kameraya gülümsediler. Erkekler genelde selam verdi, el salladı :) Bazen sokaklarda bir noktada durup, gölge fotoğrafı yakalamaya çalışırken halkın ''bunlar napıyor ya'' şeklinde önce bize sonra kompozisyon oluşturmaya çalıştığımız boş duvarlara bakması oldukça komik anlardı :)




Velhasıl fotoğraf çekerken hiç zorlanmadık, kötü veya sevimsiz bir durumla da karşılaşmadık.

Kaç para harcadım?

Her şey dahil 13 günde 1.600 TL harcama yaptım. Doya doya da gezdim, yedim, yapmak istediğim bir çok şeyi yaptım.


Son olarak İran'da pers kültürü hakim. Araplarla kıyaslamayın, çok içerliyorlar bu duruma :)

Fujifilm Türkiye çalışanlarına bana bu gezimde sağladıkları fotoğraf ekipmanları için ayrıca çok teşekkür ederim. Sayelerinde gezilerimde farklı ekipmanları deneyerek fotoğraf çekme keyfine daha fazla varıyorum.

Kullanılan ekipman:

Fujifilm X-T10
35 mm, f 1:4 lens
10-14 mm, f 4 lens

İran hemen yanıbaşımızda, keşfedilmeyi sonuna kadar hak eden bir kültür ve coğrafya. Ön yargılarınızı bırakıp, bir bilet alın lütfen :)