12 Eylül 2018 Çarşamba

İzlanda Rehberi



Yıllardır hayalini kurduğum, iki kere niyetlenip, bir seferinde biletin ilk ayağını yaktığım, kuzey sevdamı maalesef noktalamak zorunda kaldığım  İzlanda'dan taze döndüm. EUR ve USD'nin TL karşısında bu kadar şaha kalkacağını bilseydim bu geziyi yapmazdım ama tee Aralık 2017 yılında uçak biletini ve araç kiralamayı halledince bu seyahatten vazgeçmek için artık çok geçti... Battı balık yan gider diyerek içimde nedense bu geziyi bu sene yapamazsam bir daha hiç yapamayacakmışım hissi de olduğu için bu seyahati planladım.

Gelelim İzlanda hakkında biraz sizleri bilgilendirmeye... Gitmeden önce neler yapmanız gerektiğine ve oraya gidildiğinde neler yapmalıyız adlı yazıya...

İzlanda'ya Ulaşım

İzlanda'ya Türkiye üzerinden direk olarak uçuş yok. İlla ki bir aktarma ile gitmeniz gerekiyor. Uygun aktarma olan ülkeler ağırlıklı olarak Norveç, Danimarka, İsveç,Almanya  bir de diğer yandan İngiltere var. İngiltere vizeniz yoksa bu dertle hiç uğraşmadan diğer ülkelerin opsyionlarına yönelebilirsiniz.

Ben bir kaç ay bilet kovalayarak en sonunda  İST-Kiev-Kopenhag olmak üzere iki aktarmalı uçak biletimi Ukrayna Havayolları üzerinden satın aldım. Sonrasında ise Kopenhag-İzlanda arasını Icelandair Havayollarından satın aldım.  Danimarka'ya daha önceden gitmediğim için 2 günümü de orada geçirmek istedim. O yüzden aktarma saatlerini biraz uzun tutarak biletimi Aralık ayında Temmuz 2018 ayı için 1.400 TL'ye satın aldım. Aynı bilet kur farkları nedeni ile seyahat öncesi epey pahalı idi.  Danimarka'dan İzlanda yaklaşık 3 saat sürüyor. Kuzeyin en ucundaki Avrupa ülkesine gidiyorsunuz, heyecanlanmıyor değil insan :)

Dip not: İzlanda'ya Haziran-Ağustos arası gitmeyi düşünüyorsanız en popüler dönemi olduğu için her şey pahalı. Kış mevsiminde gidecekseniz uçak bileti ve araç kiralama fiyatlarının yaz aylarına göre epey düşük olacağını göreceksiniz. Ama kış mevsiminin bir çok dezavantajı var gezmek açısından. Bunu da göz ardı etmeyin.

İzlanda bizden 3 saat geri yaz aylarında. Güneş, Ağustos ayında  22.30 gibi kararıp, 04.30 gibi aydınlanıyor. Haziran ve Temmuz aylarında giderseniz  günler daha uzun olacaktır.

Shengen vizeniz varsa İzlanda'ya rahatlıkla gidebilirsiniz. Yoksa İzlanda için VSF Global adlı aracı firmaya başvurmanız gerekiyor.

İzlanda nasıl gezilmeli?

1. yöntem: Araç Kiralama

Öncelikle 2-4 kişi arasında bir topluluk iseniz kesinlikle araba kiralamanızı öneririm. Böylece yol masrafları ne kadar bölünürse o kadar iyi olur. İzlanda diğer Avrupa ülkelerinden oldukça pahalı ve de coğrafi özellikleri nedeni ile bir takım farklı uygulamaları olduğu için her şey oldukça pahalı. Araç kiralama, sigorta seçenekleri, benzin vs... her şey bir Avrupa ülkesine göre 2-3 tık daha yüksek.

Kısacası iki  ve daha fazla kişi iseniz araç kiralamak en iyi çözüm olacaktır.

Araç kiralamayı  ne kadar önceden hallederseniz, o kadar maliyet düşecektir. İzlanda'da çok çeşitli araçlar kiralanabiliyor. Maliyetler ise Ortalama yaz aylarında şöyle:

a- Bildiğimiz ufak tipli binek araçlar: günlük150 TL'den başlıyor.
b- B sınıfı denilen biraz daha konforlu, sedan araçlar günlük 200-250 TL.
c- Camper denilen minivan tarzı araçlar İzlanda'da çok yaygın. Bunların arka tarafında iki kişilik yatak ve eşyaları düzenleyici organizerler mevcut. Oteller çok pahalı olduğu için arabada konaklayarak gezmek isteyen ve konfor arayanlar için ideal. Fiyatlar ise 400-450 TL'den başlıyor günlük olarak.
d-F türü yollarda seyahat edecekseniz (aşağıda bahsediyorum) 4X4 araçlar. Bunların fiyatları ise çok değişken. Çünkü İzlanda araç çeşitliliği bakımdan çok zengin bir ülke.


Bu arada kur arttıkça maalesef bu fiyatlar değişiyor. Benzin pahalı olduğu için dizel ve mümkünse az yakan bir model seçmenizi tavsiye ederim. Ben bu seçimde biraz hata ettim. Otomatik ama benzinli çekiç gücü yüksek bir araba aldım ve maalesef benzin masrafımız çok oldu. Ülkede benzin şu an 2,1 USD civarında olduğu için her kuruş çok değerli oluyor :(


Araç kiralarken bir de sigorta konusu var. İzlanda'da bu bir handikap. Ben biraz kiralama firmalarını araştırdım. Öncelikle bir sigorta satın almayacaksanız sizden 500- 2000 EUR arası kadar kredi kartınıza bloke koymak istiyorlar. Bunun sakat yanı şu. Oldu da araca ufak bir şey oldu. Çizildi, geldi biri çarptı. Ne bileyim çoğu yol taşlı İzlanda'da. Araba ile giderken lastikten seken taş geldi araba camını çatlattı. Arabayı teslim edip, ülkenize döndükten sonra kredi kartınızda 1-2 hafta sonra astronomik rakamlar  çekildiğini görebilirsiniz. Bunu yapan firmalar çokmuş maalesef. Ben bu riski alamayacağım için full sigorta yaptırdım. En azından kafam rahat, bir tek teker patlarsa masraf olacağını biliyordum. Neyse ki sorunsuzca 8 gün arabayı kullandım ve bir şey gelmedi başımıza.

Araç kiralarken şuna dikkat edin. İzlanda'da yollar ikiye ayrılıyor. Birincisi normal binek araçlarla gidebildiğiniz yollar. Yer yer asfalt, taşlı, hafif toprak-taş karışımı yollar. Bunlarda sorunsuzca gidebilirsiniz. Bir de F yol denilen ve yollarda F olarak belirtilen sadece arazi tipi 4X4 araçların gidebildiği yollar var. Rotanızı oluşturup araba kiralamanızı öneririm. Bir çok güzel ve de ulaşması meşakkatli yerler maalesef hep F Road. ''Ben binek aracımla giderim ya'' demeyin. Polis sizi o yola girdiğinizde görürse direk ceza yazıyor. Zaten F yolların çoğunda yol yok. Ya kumdan ya da her yeri taş olan arazide gidiyorsunuz. Ya da yolları nehirler kesiyor, suyun içerisinden gitmek zorundasınız. Normal binek araçla suyun içinde kalabilirsiniz. Aracınız saplandığında zaten yapacak bir şeyiniz olmayacak, geçmiş olsun :) İzlanda kuralları bu konuda oldukça katı.

Yollar ücretli değil İzlanda'da. Bir kaç köprü-tünel geçidi sadece ücretli. Onların da peşin ödeme gişesi var, merak etmeyin.

2. yöntem: Tur ile gitmek

Eğer tek kişi iseniz bence iki seçeneğiniz var. Ya oradan tur satın alacaksınız artık kaç gün gidiyorsanız. Ya da otostop çekerek ülkeyi gezeceksiniz. Açıkçası gezerken otostop çeken çok vardı ama hava koşulları çok zorlayıcı. O yüzden bu seçeneği düşünüyorsanız iyice düşünmenizi öneririm. Saatlerce yollarda bekleyebilirsiniz.

Tur satın almaya gelirsek neden tur diyorum çünkü ülkede gezilecek yerlerin hepsi şehir merkezi dışında olan ve araba ile gidilecek yerler. Zaten İzlanda şehirleri oldukça ufak ve açıkçası görülecek bir şeyleri yok. Uğrandığında şöyle 5-10 dk yürüyerek bitebilecek şehirler başkent Reykjavik hariç. Kendiniz otobüsle bir şehirden diğer şehre gittiğinizde bile yine günlük turlara ihtiyacınız olacak. Tur fiyatlarının ne kadar olduğunu bilmiyorum ama gezi planı yaparken 1 haftalık fotoğraf turlarının satıldığını gördüm. Fiyatlar 1000 küsür USD üzerinde idi. Buna ne dahildir ne değildir bilmiyorum. Bu arada TR'den olan turlar da var ama muhtemelen onlar daha pahalıdır. Fiyatları hiç bilmiyorum.

Rotam çok uzun olduğu için masraflar da biraz kabardı. 8 günde 2700 km yaptık araba ile ve maliyetler aşağıdaki gibi oldu.

Kiraladığım firma ise https://www.icerentalcars.is/ idi. Bilinen global kiralama şirketlerien göre fiyatları epey uygundu. Filosu ise oldukça büyük.


Araç Kiralama 2.200 TL/8 gün
Benzin masrafı: 2.000 TL/8 gün
Sigorta: 250 EUR: Yaklaşık 1.500 TL.
Yol Masrafı: 10 USD (Batı'dan Reykavik'e inerken su altından giden tüneli tercih ettik. Yoksa dolaşmak isterseniz, para vermeyebilirsiniz ama bu sefer benzinden gideceğini hesaba katın :) Bunun dışında aman aman paralı yol veya geçişler pek yok.

İzlanda Rota Planlama

İzlanda denilince yapılacak turistik iki rota var.

1-Golden Circle 
Reykjavik'ten hareketle bir günde tamamlayacağınız aşağıdaki rota. Bu rota üzerinde Thingvellir Ulusal Parkı, Gullfoss Şelalesi, meşhur patlayan Geysir, Kerid Krater gölü var. Aşağıdaki haritada bu rota çevresinde gidebileceğiniz farklı doğal ziyaret edilecek alanları da yazmışlar. Ama ana hatları ile esasında 4 şey var bu rotada. İsterseniz İzlanda seyahatinize bu rota ile başlayabilir ya da dönüşte son gün yaparak Reykjavik'e dönebilirsiniz.


2-Ring Road

İzlanda'ya ne kadar zaman ayırmalıyım derseniz hakkı ile 7 gün, F road denilen arazileri de gezi rotasına katarsak 10-15 gün gibi bir süre yeterli olacaktır. Ring road denilen rota aşağıda göreceğiniz üzere tüm ülkeyi baştan başa geziyor oluyorsunuz. Yollarda bol bol şelaleler, dağlar, nehirler, yer yer deniz kıyısı, ıssız ve yer yer sisli dağ yolları, ucu bucağı belli olmayan gökyüzü, terk edilmiş evler, çayır çimenlerde otlayan Atlar, koyunlar, inekler eşliğinde ilerliyorsunuz.Manzaralar enfes!



Ring Road'u çeşitlendirmek size kalmış. İsterseniz biraz daha kuzeye, ıssızlığın adresi olan fjordlara gidebilirsiniz. İsterseniz daha içlere kıvrılarak macera dolu yollarla tanışabilirsiniz. Dediğim gibi uçak bileti aldıktan sonra ilk iş rotayı oluşturmak. Gezilecek çok yer var fakat mesafeler biraz uzun ve de 90 km hız sınırı olunca yol almak günlerinizi alabiliyor. Bu arada rotanın dolu dolu geçeceği yer Reykjavik-Egilsstadir arası. Ondan sonra daha çok ıssızlık ve doğa sizi bekliyor olacak.

Benim rotam ise aşağıdaki gibiydi. Bazı merak ettiğim yerler için birazcık sapmalar yaptım. Sonra baktım her km demek benzin demek, son 2 gün ''biz neden daha yavaş gezmiyoruz, anın tadını çıkarmıyoruz ya'' dedik ve iyice yaydık:) Bir sonraki yazımda gezdiğim noktalara değineceğim.



8 günde bu rotada 2700 km yol giderek, İzlanda'ya doymuş olduk.

İzlanda'ya giderken ne götürmeli?

-Öncelikle bir kredi kartı :) Adamlar her şeyi kredi kartına bağlamış. Çoğu yerde nakit para geçmiyor. Tuvalete bile çoğu yerde kredi kartı ile girebiliyorsunuz. Temassız ödeme ile işlemler hemen 3-4 saniyede hallediliyor.

-İzlanda'nın para birimi İzlanda Kronu. 1 USD 106 ISK civarında idi biz ordayken.  Nakit para olarak USD ile gidebilirsiniz. Orada bir miktar USD bozdurarak biraz ISK yanınızda bulundurabilirsiniz. Konaklama yerleri USD kabul ediyor, para üstü olarak ISK verebiliyor. Tavsiyem çok fazla ISK almayın çoğu şeyi kredi kartı ile halledebiliyorsunuz.

-Ülkede her daim hava kapalı, şiddetli rüzgarlar eşliğinde yazın seyahat edeceksiniz. Bizim bildiğimiz yaz mevsimi orada geçerli değil :) 5 dakikada bir değişen hava durumu olduğu için mutlaka yanınızda yağmurluk, mont, bere, kalın bir polar veya kazak, su geçirmeyen bir bot, bol çorap getirilmeli. Çok üşüyen biriyseniz daha kalın mont, eldiven vs. de getirilebilir. Ben oradayken hava 10-12 derece aralığında idi. Ama sıcaktan bunaldığımı hiç hatırlamıyorum :) Güneş arada çıkıyordu ama 5 dakika sonra bulutlar arasına gizlendiği için sorun olmuyordu, yine üşümeye devam ediyorduk.

-Ülkede her şey pahalı demiştim. Maliyet kalemlerinden birisi de yiyecek olduğu için ben yine
Norveç'te yaptığım gibi 1 koca bavulu yiyecek ve malzemelerle doldurup, İzlanda'ya gittim. İyi ki de öyle yapmışım. Çünkü gittiğimde bir cipsin bile 2 USD olduğunu görünce bavulumdaki bademlere yöneldim hep :) Bavulun başına çok şükür bir şey gelmedi. 17 kg ağırlığında tıka basa dolu olan bavulumla çok güzel 10 gün geçirdim :) Neler götürmeli derseniz hazır nooedle'lar, makarna, hazır çorbalar, çeşitli konserveler, ceviz-fındık-fıstık-badem gibi enerji veren ve tok tutan kuruyemişler, bol vakumlanmış peynir ve zeytin, fıstık ezmesi, ekmek :) Orada en ucuz ekmek bile 2-3 USD arası değişiyor. Bir de yemek yapmak için kamp malzemeleri götürürseniz süper olur. Orada bir tüp aldığınızda her şeyiniz tam olur. Bu arada dip not her markette bir kamp bölümü var. İhtiyacınız olan her malzeme oralarda mevcut. Turistik malzemeler satan yerlerden alırsanız biraz daha pahalı olacaktır.

-Koca bir suluk, katlanabilir şeffaf suluklardan alırsanız, İzlanda'da gördüğünü doğal su kaynaklarından su doldurabilirsiniz. İzlanda'da suya para vermeyin. Hem pahalı hem de dört bir yanı su olduğu için gerek yok. Çeşmelerden de içilebiliyor.Ama bazı yerler direk sıcak su kaynağını kullandığı için sülfür kokabiliyor. İçmeden önce ona dikkat edin.

-Ülkenin haritasını maps.me üzerinden indirip ücretsizce kullanabilirsiniz En ücra köşeleri bile maps.me sayesinde bulduk, hiç adres sormadık.

-Tuvalet kağıdı, rulo kağıt, ıslak mendil. Bunlar önemli. Bizim gibi arabada kalacaksanız özellikle çok önemli :)

-Çadır-Kamp olayına girecekseniz tüm malzemelerini getirebilirsiniz.

-Kendi kahve çayınızı yapmak için Mug şart. Kahve benzin istasyonlarında 2 USD.

Yollar Nasıl?



Yollar genel olarak asfalt, Reykjavik sonrası tek şerit gidiş, tek şerit geliş şeklinde tüm ülkede.  Reykjavik civarı ve şehir içinde ise 2-3 şerit arasında. Asfalt dışında hafif taşlı, topraklı yollar da mevcut. Zaten tek tip yolları yok. Ülkede kaya çok fazla var. O taşları öğütüp yolda kullanılıyorlar.
Yollar ise oldukça ıssızi boş. Göreceğiniz araçların çoğu da turistler tarafından kiralananlar. Bazı kesitrme, dağ yollarından gittik. Dakikalarca araba ile karşılaşmadığımız anlar oldu.

Coğrafi yapıya göre yollar dümdüz de olabiliyor ya da dağları aşarak sürekli bir çıkıp, bir inebiliyorsunuz. Kuzeye giderken sahil kenarına yapılmış yolu kullandık. Sürekli kıvrımla birlikte inip inip, çıktık.




Hız sınırı 90 KM. Şehir içinde ise 50 KM. Şehirlere yaklaşırken radar işaretleri var ama yollarda çok sık değil. Özellikle Reykjavik civarında var radar. Fakat yollarda hız sınırını aştığınızda Polis sizi görürse hemen durdurup ceza kesiyor. Yollarda bir kaç defa şahit olduk. Polis bu konuda acımasız. Bomboş yollar 90 km ile gidilmiyor tabi arada 100-110 km yaptığım oldu ama ortalama 100 km hızla gittim. Bu arada çok hızlı giden çok araç var. Ama siz yine de çok hız yapmayın, polisin nereden çıkacağı belli olmaz.

Konaklamayı nasıl yapsak?

İzlanda'da diğer kanayan yara konaklama fiyatları. Ülke 2008 yılında oldukça sarsıcı bir ekonomik krize maruz kalmıştı, hatırlayanlar vardır. 3 tane bankası batmış, onlarca insan işsiz kalmıştı. Toparlanma  sürecinde gözler İzlanda'ya çevrilmiş, birden Avrupa'nın güzide, gezilecek ülkelerinden bir olma yolunda ilerlemiş. Krizi fırsata çevirerek ülkeyi ziyaret eden turist sayısı da artınca halk turizmden para kazanma yolları aramış ve çareyi evi/çiftliği olanlar konuk evine dönüştürmekte bulmuş.

İzlanda'da hostel kültürü başkent haricinde yok gibi bir şey. Genelde konuk evi veya arazilerde bulunan kütük ev modeli konaklamalar var. 100 EUR'nun altında pek bir seçenek olmadığı için çareyi arabada konaklamada bulduk. İki kişiydik ve daha önceki deneyimlerime göre kalabilirdik. Uyku tulumlarımızı da getirmiştik. Böylelikle 5 gün arabada, 1 gün konuk evinde, 1 gün çiftlik evinde, 1 gün de havalimanında kalarak bütçemizi düşük tutmayı başardık. 

İzlanda'da boş arazi çok ama öyle istediğiniz yere park edip veya çadır kurup kalamıyorsunuz. Yol kenarlarında dinlenmek için park alanları mevcut ama buralarda konaklamak yasak. Polis gördüğünde yine ceza yazıyor. Ayrıca şehir içlerinde de kamp yapmak, arabada kalmak yasak. Anca kuytu köşeler bulacaksınız veya çevrede ev varsa ev sahibinden izin alarak kamp vs. yapacaksınız. Devlet yükselen turist sayısını kontrol altına alabilmek, çevreye fütursuzca davrananları bir yere toplayabilmek adına ücretli kamp alanları yapmış. Buralarda her hizmet var fakat her şey para ile. Otoparka bile para verdiğimiz milli parklar vardı... Bir gece sadece otoparkını kullanacağız diye kişi başı 16 USD isteyen yerler bile oldu. Biz de hafif şehrin dışına çıkarak hep kuytu yollarda bir giriş bulup, arabayı park ederek arabada kaldık. Hiçte bir sorun olmadı... Hah tuvalet olayını nasıl yaptınız diye soruyorsanız, doğa ana kucağını açarak bizi bekliyordu :)



Velhasıl kalabalık iseniz yine ev kiralayarak, kirayı bölüşmenizi tavsiye ederim. Gittiğimde her gece bir yerde kaldığımı ve en az 400 TL verdiğimi  varsayalım, 3200 TL sırf konaklamaya gidecekti...

Konaklama için bir yere 110 USD, bir yere de 97 EUR verdik sadece. Arada yatak yüzü görmek, duş almak, yemek yapmak bizim de hakkımızdı ama değil mi...



Ek olarak araba kiralamada bahsettiğim gibi mini vanlar, camper denilen arkası yatak olan modifiye araçlar var. Onlar bir tık rahatına düşkünler için bulunmaz nimet. Kiralama fiyatları da günlük olarak 150-200 USD civarı değişiyor. 

Şöyle bir siteden de araçları inceleyebilirsiniz: http://www.campervaniceland.com/




Başka bir seçenekte Karavan ile gezmek. Onun maliyetlerine hiç girmeyeyim...

Yeme&İçme nasıl?

Kuzey ülkelerinin mutfağı ağırlıklı olarak balık çeşitlerinden ibaret olduğu için çok merak etmemekle birlikte gitmeden önce de yine bir araştırdım. İzlanda'da da bol çeşit balık var. Salamura, kurutulmuş versiyonları ile geniş. Ama restoranlar oldukça el yaktığı için gidipte bir yerde oturup yemek yemedik. 
Ülkede hemen hemen her şey ithal olduğu için marketleri gezerken gözlerim fal taşı gibi açılıyordu. Az çok fiyatlar hakkında bilgi vermem gerekirse:

Su: 2-4 USD arasında (0,33 ml) (Doğal kaynaklar her yerde olduğu için suya hiç para vermedik)
Kahve: Benzincilerde 2 USD, kafede oturursanız 5-7 USD arasında.
Kola: 2 USD
Benzin: Litresi 2-2,5 USD bandında.
Meyve: Çok değişken ama aşırı pahalı. Karpuzun 30 USD'ye satıldığını gördüm.
Cips: 2 USD
Bira: 2-3 USD market fiyatı, aynı bira bir kafe/barda 10-15 USD arasında.
Somon: Market fiyatı 2 fileto için 15-20 USD.
Ekmek: 2-6 USD arasında değişiyor.

Yemek fiyatlarına hiç değinmek bile istemiyorum. Başkent Reykjavik'te restoranların önlerinden geçerken menülerini inceledim ve şöyle orta karar bir restorana gidip 2 çeşit yemek+içecek söylediğinizde kişi başı 50-60 USD'ye çıkıyorsunuz.
Yemek olarak en ucuz şey Amerikalılardan kalan Hotdog. O da sokak yemeği olarak geçiyor ve fiyatı 4 USD.
Kendi yemeğimizi kendimiz yaptık.

Kısacası markete girdiğinizde 2 USD altına bir tek sakız olduğunu göreceksiniz. Siz siz olun gelin beni dinleyin. Türkiye'den alışveriş yaparak ne ihtiyacınız varsa oraya götürün. Orada tabi ki bir şeylere ihtiyacınız oluyor ama en azından maliyeti epey düşürmüş oluyorsunuz bir bavulla gittiğinizde. Bakın biz bir bavul yiyeceğe TR'de 300 TL harcadık. İzlanda'da gerçekten ufak bir market alışverişi için ise 500 TL! (Domates, ekmek, bir kaç sos, bira, Somon, Kamp için tüp )
Son olarak maliyetleri kabaca toparlarsam aşağıdaki gibi bir tablo çıkıyor. Kabaca 6.000 TL'ye kişi başı mal olduğunu söyleyebilirim.







Şu ana kadar gittiğim en pahalı ülke olmasına rağmen değdi mi değdi diyebilirim. Memleket çok güzel ama oldukça soğuk. Benim için bir Norveç değildi ama bu seyahatin bana öğrettiği çok güzel şeyler olmadı değil. İzlanda'da yolda olmak güzel bir histi. Issızlığın ortasında o görkemli doğa karşısında aslında ne kadar çaresiz olabileceğini hissettirmesi bile yeter. Çok çok ıssız. Moğolistan'ın Avrupa versiyonu diyebilirim çok rahatlıkla. Yollarda geçireceğiniz günlerde insandan çok at, inek ve koyun göreceğinize emin olabilirsiniz. İnsanın kendi ile baş başa kalması gereken zamanlar için bu seyahat oldukça yerinde bir karar olacaktır.

Kurlar böyle giderse buralar gitmek artık zor gibi ama çok çok istiyorsanız da harcamalardan kısılarak bu seyahati gerçekleştirmemeniz için hiç bir sebep yok!


Son olarak bir kaç tüyo vermek isterim;

-Alkolsüz yapamam ben diyoranız İzlanda'da inince duty free'ye girerek alkol stoğu yapabilirsiniz. İzlanda içerisinde alkol Vinbudin adlı alkol satan dükkanlarda satılıyor. 2-3 USD arası şişe fiyatları değişiyor.

-Blue Lagoon girişine  55 EUR vereceğinize bir sonraki yazımda da bahsedeceğim  ücretsiz doğal termal göl ve nehirlere gidin. Burası tam bir turist kazığı.

-Restoran ve barlara girmekten kaçının, el ve de cep yakabilir!

-Gitmeden önce çevrimdışı haritaları indirin ve mutlaka gideceğiniz yolların durumuna bakın. Yollar bakımda olabiliyor ve kapanmış bir yol için kilometrelerce boşa gitmeyin!

-Son olarak konfor alanınızın dışına gerçekten çıkın :)

22 Haziran 2018 Cuma

Sakız Adası Planı

Şu güzelim ama sıcak! yaz ayları gelmişken uygun ve Türkiye'ye yakın olan deniz-kum-güneş+tarihle dolu dolu bir tatil yapmak istiyorsanız komşudan Sakız Adası'nı şiddetle tavsiye ederim.

**Eğer Shengen Vizeniz var ise Adaya kolaylıkla ulaşabilirsiniz. Shengen vizeniz yoksa adaya kapı vizesi ile girilebiliyor. Kapı vizesi için şuradan bilgi alabilirsiniz


Ulaşım

Sakız adası İzmir'in Çeşme ilçesinin hemen karşısında yer alıyor. O yüzden Çeşme'ye ister otobüs isterseniz kendi aracınız ile gelerek Sakız Adasına feribotla geçebilirsiniz.

Alternatif olarak Adada Havalimanı mevcut. Havayolu ile gelmek isteyenler arama motorlarından uçuşlara bakabilirler.

Feribotlar ise iki tip. Hızlı katamaranlarla yaklaşık 20 dk. sürüyor, gidiş-geliş yolculuk bedeli 30 EUR. Normal feribotlarla ise yaklaşık 40 dk. kadar sürüyor, gidiş-geliş yolculuk bedeli ise 25 EUR. Bu arada gidiş-geliş olarak bilet almanızı tavsiye ederim. Çünkü tek yön bilet aldığınızda 20 EUR bedeli var.

Çeşme Ulusoy Limanından Turyol, Ertürk, Sunrise firmalarının seferleri mevcut. Sabah 2-3 sefer, akşam ise 2-3 sefer şeklinde karşılıklı seferler mevcut. Eğer bayram gibi yoğun zamanlarda gidiyorsanız gecikmeler maalesef yaşanabiliyor. Size tavsiyem Sunrise veya Turyol firmalarını tercih etmeniz. Ben Ertürk firması ile gittim. Gidişimiz fazla bilet satılmaya çalışılması nedeniyle 1,5 saat kadar gecikti. Ayrıca kendi aracınız ile de adaya gidebiliyorsunuz fakat feribot firmalarından yer ayırtmanız ve de araç için biraz daha fazla para vermeniz gerekiyor.  Araçla sakıza ulaşım konusunda bu firmaların web sitelerinden bilgi alabilirsiniz.


Sakız Adasında Ulaşım


Ada oldukça büyük. Güzelim koyları, tarihi köyleri gezmek için mutlaka araba şart. Kendi arabanızla gelmiyorsanız adadan araba kiralayabilirsiniz. Bilinen araç kiralama firmaları dışında size adada yerel hizmet veren araba kiralama firmalarını öneriyorum. Ben Vassilakis 'ten kiraladım. Gitmeden önce kiralarsanız daha iyi olur. Manuel arabalar 25 EUR, otomatik arabalar ise günlük olarak 35 EUR'dan başlıyor ve başka bir masraf yok. Basit bir sigorta bu hizmete dahil. Firma sahibi Peter oldukça yardımsever, hiç bir sorun yaşamadan arabayı teslim aldık ve de bıraktık.

Araba haricinde adada sınırlı sayıda otobüs seferleri mevcut. Koylara giden bir otobüs seferi veya servis yok. Kendi başına gelen biri için otostop veya taksi haricinde maalesef  başka bir ulaşım alternatifi yok. Bir de motorsiklet kullanmak yaygın. Ehliyetiniz varsa bu da güzel bir ulaşım aracı.


Ek olarak Ada oldukça dağlık ve büyük. O yüzden yollar güzel olmasına rağmen oldukça virajlı. Çoğu koya veya köye gitmek isterken biraz zaman alabiliyor. Plan yaparken bunu da göz önünde bulundurun.

Adada offline haritalar güzel çalışıyor. Harita+tabelalar yardımı ile gideceğiniz yerleri kolaylıkla bulabilirsiniz. Bazı yerlerde tabelalar yanıltıcı olabiliyor. Harita ile eş zamanlı takip etmenizi tavsiye ederim.


Konaklama

Sakız Adasında hem düşük bütçeliler için hem de lükse düşkün olanlar için çeşitli konaklama seçenekleri mevcut. Booking.com ve Airbnb'den seçeneklere bakabilirsiniz. Sonrasında bulduğunuz otelleri arayarak özel fiyat da alabilirsiniz. Kalabalık bir grupla/aileyle gidiyorsanız yazlık ev kıvamında kiralık evler mevcut ve fiyatları oldukça uygun.

Otelin girişi


Kaldığımız daire


Otelin bahçesi, gün batımı manzarası için güzel yer




Ben nerede kaldım diye soracak olursanız güneyde  Louiza Apartments adında tatlı bir Yunan çift tarafından işletilen mükemmel bir tesiste kaldığımızı gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Booking'de hem uygun hem de oldukça güzel göründü gözüme.Yorumlar da oldukça iyiydi. Tesis adanın güney bölgesinde, yerleşimden biraz uzakta, saklı bir koyda hizmet veriyor. Kafa dinlemek, huzuru arayanlar için birebir. Villa 2 katlı ve 4 odadan oluşuyor. 2+1 veya 1+1 şeklinde evler ve ihtiyacınız olan her şey dairelerde mevcut. Tesisin bahçesi çok büyük ve güzel. Hemen yanı başında 2 adet koy mevcut. Plaj taşlı ama deniz oldukça güzel ve pırıl pırıl. Bu koylarda herhangi bir şezlong hizmeti de yok ama otele yakın olduğu için (yürüme mesafesi ile 2 dk) oteldeki şezlongları veya şemsiyeleri kullanabiliyorsunuz.


Eğer burada kalacak olursanız iki uyarım olacak. Birincisi Otel Karinta Koyunda yer alıyor. Bu koya giden yol oldukça virajlı ve inişli, çıkışlı. Son 2 kilometresinde ise yol bozuk ve  taşlı. Gece özellikle araba kullanmak oldukça zor olacaktır. Hiç bir yerde sokak lambası, yol lambası vs. de yok. O yüzden gece eğlence arayanlar için bu otel pek uygun değil. İkinci uyarım ise başta da belirttiğim gibi tesis saklı bir koyda. En yakın market 4-5 km uzaklıkta araba ile. O yüzden tesise gelmeden önce kesinlikle alışveriş yapılması gerekiyor.

Otelin yanında bulunan koylar





Sakız Adasında Nerede Konaklanır?

Sakız Adasını Güney ve Kuzey olarak ikiye ayırmak lazım. Gezmek istediğiniz yerleri çıkardığınızda aslında kalacak yer şekillenmiş oluyor. Güneydeki sahiller oldukça popüler olduğu için çoğu insan ilk olarak güneyi gezmeyi tercih ediyor. Benim de tavsiyem Pyrgi köyü civarında konaklamanız olacaktır. Çünkü nereye giderseniz gidin, yolunuz Pyrgi Köyü ile kesişiyor. O yüzden orta nokta olarak orayı düşünürseniz herhangi bir koya veya köye gitmek istediğinizde yol ortalama 15-20 dk sürecektir. Pyrgi köyünde kalmayın turistik bir köy olduğu için oldukça pahalı. Köye yakın  1-2 km civarında tesis/ev bakabilirsiniz.

Merkez veya Merkeze yakın Karfas bölgesinde de kalmayı tercih eden oldukça fazla. Karfas cazibe merkezi gibi. Beach partiler, gece eğlenceleri, tavernalar bu bölgede yoğun. Ek olarak çok fazla kalabalık bir bölge olduğunu söyleyebilirim. Böyle bir tatil geçirmek istiyorsanız Karfas bölgesini tercih edebilirsiniz.


Sakız Adası Gezilecek Yerler

Adayı Kuzey ve Güney olarak ikiye ayırmakta  fayda var.

Kuzey bölgesi pek tercih edilmeyen ama oldukça bakir kalmış koyları ile meşhur. Belki bir kez daha bu adaya gelirsem bu bölgeyi gezmek isterim.

Güney bölgesi ise daha fazla tercih edilen, çok fazla koya ve turistik köye sahip olan bölge. Aşağıdaki haritada benim gezdiğim veya geçtiğim yerler yer alıyor. Açıkçası Japonya seyahati sonrasında dinleneceğim ve huzurlu bir tatil geçirmek istediğim için ben haldır haldır gezmek istemedim. O yüzden her gün 2 koya gidelim, akşam da otele dönerken bir köye uğrayalım dedik.



Lithi Plajı

Çocuklu aileler için biçilmiş, derin deniz sevmeyen, kum sevdalısı herkes için tavsiye edeceğim bir plaj. Plajda şezlonglar, şemsiyeler mevcut ve ücretsiz. Hemen plaj arkasında kafeler, restoranlar mevcut. Burada yediğiniz, içtiğiniz şeylere para ödüyorsunuz sadece. Zaten Yunanistan'ı bu yüzden seviyorum. Türkiye'deki gibi plajlar tesisler tarafında işgal edilip, fahiş fiyatlar istenmiyor. Plajlara herkes giriyor, ücretsiz olarak kullanabiliyor. Bu arada adanın en güzel denizi diyebilirim burası için.

Karinta Plajı

Burası bizim otelin olduğu plaj. Bakir koy, kimseler yok. Kumsal taşlı. Kendi sandalye&şemsiyenizi getirmelisiniz. Bu arada bu koy gibi yüzlerce koy var Sakız Adasında.



Karfas Plajı

Ben gitmedim ama giden arkadaşlarım oldukça kalabalık ve denizine girmenin zevksiz olduğunu söylemişti. O yüzden o tarafa hiç gitmedik.

Emporios Plajı

Burası oldukça küçük bir plaj. İki gün buradan geçtik ama burada denize giren yoktu. Pek de girilesi bir yer değildi. Arkasında hemen restoranlar mevcut.

Mavra Volia Plajı





Emporios'u geçtiğinizde hemen karşınıza çıkıyor. Adanın en güzel denizlerinden birisi. Volkanik patlamalar sebebiyle siyah çakıl taşlarıyla özel bir plaj. Bu yüzden deniz inci gibi görünüyor. Ayaklara dikkat, taşlar batabilir. Yine tesis vs. yok. Sadece soyunma kabini ve duş mevcut.


Komi Beach

Emporios'a doğru giderken göreceğiniz tabeladan sola döndüğünüzde karşınıza çıkacak organize plaj. Burada tesisler ve plaj olanakları mevcut. Yine yediğinize, içtiğinize para ödüyorsunuz. Plaj kalabalık, ufak ve bizim gittiğimiz gün deniz çok dalgalı idi. Şezlonglar çok bitişik olduğu için buradan pek keyif almadık. Restoranlar ise diğer plajlardaki tesislere göre bir tık daha pahalı idi burada.

Pyrgi Köyü





Adanın damla sakızı üretiminde başı çeken köyü olarak biliniyor. Cenevizliler döneminde sıkça olan korsan saldırıları nedeni ile bir çok köy saldırılara karşı korunaklı, kale vari şekilde inşa edilmiş. Pyrgi de dar ve adeta labirenti andıran sokaklarıyla tam fotoğraflık. Köyde yaşlı nüfus oldukça fazla. Bir saatlik bir yürüyüşle köyü gezip, fotoğraflamak mümkün. Köy içinde bulunan turistik dükkanlardan da köye ve yine adaya özgü bir sürü tat bulmak  ve hediyelik eşya almak mümkün. Adaya çok fazla türk geldiği ve de yaşadığı için türkçe konuşan yunan da oldukça fazla :) Gezmesi ve vakit geçirmesi keyifli bir köy. Diğer köylerden ayrılan özelliği ise evlerin siyah beyaz geometrik taşlarla süslenmiş olması.Köyde Bizans döneminden günümüze kadar korunan St. Apostles Kilisesi görülmeye değer. 14. yy'da inşa edildiğini düşünürsek gerçekten günümüze kadar bu şekilde ayakta durması oldukça şaşırtıcı.


Mesta Köyü



Koylar haricinde hangi köyleri gezmek gerekiyor diye baktığımda Pyrgi ve Mesta turistik olması nedeni ile en çok ziyaret edilen köyler arasında başı çekiyordu. Diğer köylere baktığımda ise Adanın sıcak olması nedeni ile sanırım çoğu tarihi köydeki evler taş ev olarak inşa edilmiş. Hal böyle olunca Vessa, Olimpi gibi köylere çok da gitmeye gerek olmadığını gördüm. O yüzden rotayı sadece Mesta Köyüne çevirdim çünkü köyler birbirine benzer.



Mesta adeta Ortaçağ köyü. 14.-15. yy'da Bizans döneminden günümüze kadar gelen köy, Pyrgi gibi korsan saldırılarından korunmak için kale dizaynında inşa edilmiş. Mesta şehrine bir kapıdan girip, bir kapıdan çıkıyorsunuz. Bu yüzden gezerken adeta  labirenti andıran sokaklarında kaybolabilirsiniz. Çünkü çoğu sokak bir evin avlusuna çıkıyor. Çıkışı bulmak için epey kayboldum ben :) Bu arada yaşlı nüfusun kapı önü sohbetlerine hep denk geldim, selam verip başka sokağa döndüm :)
Köy tertemiz ve tam anlamıyla bir ege köyü.  Rengarenk çiçekler, muazzam bir  estetik hakim köyde. Her yer fotoğraflık gerçekten, mutlaka uğramanızı tavsiye ederim.



Adadan ne alınır?




Ada Sakız üretimi ile meşhur. Hal böyle olunca yemek ve içecek ürünlerinin çoğu sakızlı. Adaya özel Sakız Likörü, Sakızlı maden suyu, Sakızlı Lokumu, Reçeli, Kahvesi, gerçek damla sakızı ve de Sakızlı Uzosu var. Liste daha da uzar gider :)

Yeme&İçme Fiyatları


Euro'nun  5,5 TL olmasına rağmen gerçekten Türkiye'de tatil yapmanın yanında burası cennet kalır demek istiyorum. Buraya seyahat etmeden önce şu an Türkiye'de popüler olan bir kaç bölge için maliyet çalışması yapmıştım. Neredeyse 2 katı olarak karşıma çıkan maliyetler karşısında Sakız Adasını tercih etmiştim. Şimdi diyorum ki iyi ki de etmişim. Türkiye'deki tesisler böyle davranmaya devam etsinler. Umarım para kazanamaz duruma gelirler...

Genel olarak fiyatlar şöyle:

Bira: 0,70-1,5 EUR (market)
         2-3 EUR (mekan/plaj)

Frappe: 2 EUR (plaj)
             2-3 EUR (mekan)



Ekmek: 0,8 EUR (market)
              1,2-1,5 EUR (mekan)

Kalamar: 9-10 EUR

Ahtapot:  9-10 EUR

Grek Salad: 4-6,5 EUR (mekan)

Su: 0,2-0,5 EUR (market
      1 EUR (mekan)

Kabaca bir restorana gittiğinizde bir kaç ara sıcak+balık+içki söylediğinizde 2 kişi için fiyat 20-30 EURO arasında değişkenlik gösteriyor.


Maliyetler:

Gelelim önemli konuya. Ben 3 gece 4 gün için gitmiştim. Maliyetlerim ise aşağıdaki gibi oldu;

İst-İzmir-Çeşme Otobüsü: 123 TL (Bayram olması nedeni ile otobüsler 20 TL kadar zamlı idi)
Çeşme-İst Otobüs: 120 TL (Bayram olması nedeni ile otobüsler 20 TL kadar zamlı idi)
Çeşme-Sakız-çeşme Feribot: 25 EUR
Konaklama: 40 EUR x 3 gece: 118,5 EUR (2 kişi)
Araç Kiralama: 35 EUR X 3 gün: 105 EURO (2 kişi)
Benzin: 34 EURO (2 kişi)
Market Alışverişi: 30 EURO (Hem TR'den hem de oradan aldıklarımız vardı)
Yeme&İçme: 130 EURO



Önemli Not:
Adalılar rahat ve tam tipik Akdeniz İnsanları. O yüzden Pazar günleri hemen hemen her yer kapalı. Ne süpermarket, ne fırın ne eczane açık değil. Fakat Liman boyunca bulunan bir çok kafe, restoran, hediyelik eşya satan dükkan açık. Çarşı için de ise bir kaç tane kafe açık. Adada ihtiyacınız olan her şey ise var. Geldiğinizde eksik bir şeyiniz varsa çarşıyı gezip, eksiklerinizi giderebilirsiniz. Yaz ve Kış aylarında yaşayan bir ada olduğu için her şey mevcut.


Velhasıl 3-4 günlük uzatmak isterseniz de 1 hafta için hem uygun hem de güzel bir tatil geçirmek istiyorsanız Sakız Adasını şiddetle tavsiye ederim.


23 Şubat 2018 Cuma

Kuzey Romanya keşfine var mısınız?

Romanya denilince sanırım ilk akla gelen şehir Bükreş, sonrasında ise ünlü şatoları ve Kont Drakula'nın bölgesi ile Transilvanya...

Size şimdi önereceğim yer aklınızdaki Romanya algısını değiştirecek türden. Bambaşka kültüre ve doğaya sahip güzelim Maramureş Bölgesini anlatacağım.

Öncelikle şu haritadan Maramureş bölgesinin nerede olduğuna bakalım. Görüldüğü üzere Ukrayna ve Macaristan sınırına komşu. Bu üç ülkenin sentezini Maramureş'i gezerken göreceksiniz...


Ulaşım

Maramureş bölgesini güzelce gezmek için ilk yapılacak şeylerden birisi araç kiralamak. O yüzden en yakın büyük şehir olan Cluj'a gelerek, buradan araba kiralayabilirsiniz. Bu bölgeyi ise hakkı ile gezmek için iki güne ihtiyacınız olacak. Cluj ile Maramureş arası yaklaşık 3-3,5 saat sürüyor fakat yollar dağlık ve tek şerit git-gel olduğu için bu mesafe biraz daha uzayabilir.


Konaklama

Bu bölgede evler ağırlıklı olarak tek katlı, yer yer iki katlı evler de mevcut. Aileler evlerini konuk evi olarak kullanıyor çoğunlukla. Booking.com üzerinden rahatlıkla gideceğiniz bölgeler için rezervasyon yapabilir, çok tatlı evlerde kalabilirsiniz. Geceliği  ise kahvaltı hariç, kişi başı 50-70 TL arası.Biz  Casa Muntean  adında çok güzel bir konuk evinde kaldık. Civardaki konaklama seçenekleri de bu tarzda zaten.  Biraz daha lüksleri var tabi ki ama 5 yıldız lüksünde otel hizmeti beklemeyin.

Gezelim, görelim

Maramureş bölgesinde iki tane büyük şehir var;  Baia Mare ve Sighetu Marmatiei. Bu bölgelere bağlı bir sürü köy ve kırsal bölge mevcut. Şehir merkezlerinde dükkanlar, büyük süper marketler mevcut. İhtiyaçlarınızı buralardan alabilirsiniz. Gezerken bu bölgelerde pek fazla restoran veya kafe seçeneği olmadığını göreceksiniz, o yüzden hazırlığınızı iyi yapmanızı öneririm. Biz iki gün boyunca acıktıkça peynir-ekmek ve yan ürünlerden oluşan kahvaltı yaptık :)

Ve gelelim yolculuğumuza...

Fotoğraflarla anlatmaya çalışacağım ama o kadar çok sürpriz görüntülerle karşılaştık ki anlatamam...

1-Sapanta Köyü, Merry Mezarlığı

Sabah saatlerinde bu köye olan yolculuğumuzda amacımız sadece bu köye özel olan Merry mezarlığını görmekti. Pazar sabahı buraya geldiğimiz için kilisede ayin vardı. Dışarıdan güzel görünen kilisenin içi alıştığımız şekilde görkemli değildi. Burada bahsetmek istediğim iki konu var.

Birincisi insanların giyim tarzı.



İnsanlar Pazar ayinlerine kendi yerel kıyafetlerini büyük bir özenle giyerek geliyorlar. Gencinden yaşlısına herkes süslü, rengarenk... Ben özel bir şey olduğunu düşünmüştüm ama meğersem Pazar günleri buralarda böyle yerel kıyafetler giyiliyormuş. Kültürlerine hala sahip çıkıyorlar. İnsanların fotoğraflarını çekmeye çalıştığımda hiç olumsuz tepki ile karşılaşmadım hatta hepsi bana poz vermeye başlamıştı bile :)

Yas tutan insanlar ise siyah giyiniyordu.




Bir de yaşlı teyzeler...


İkinci olarak bahsetmek istediğim ise rengarenk ahşap mezar anıtları...


Sadece bu köye özgü olan bu gelenek 1935 yılından beri var ve günümüzde de devam ediyor. Bu köyde yaşayan insanlar ölümü bir son olarak değil, bir başlangıç olarak gördükleri için mezar anıtlarına yazılacak şeyleri yakınlarına vasiyet olarak bırakıyorlarmış. Mezar taşlarında yaşadıkları süre zarfında yaşamından kesitleri mezar taşlarına yazdırıyorlar. Tabi ölümden sonra inanılan hayata dair  bir şeyler de yazdıran var... Ya da ölen kişinin ailesinin ölen kişi hakkında karakterine dair betimlemeler de...


Mezarlarda ölen kişinin adı, yaptığı mesleğe dair bir tasvir ve kişinin mezarında yazmasını istediği şeyler ahşaptan yapılan mezar anıta işleniyor ve sonrasında fotoğraflarda göreceğiniz üzere boyanıyor. Yani anlayacağınız hepsi el emeği, göz nuru...


Bu mezarlığa girmek ücretli ama oldukça cuzi bir miktar. Biraz turistik bir yer ama öyle korkulacak kadar değil. Biz çok rahatça gezindik ve fotoğraf çektik.

2-Breb-Deseşti-Ieud Köyleri




Bu köyler güzel bir rota oluşturularak gezilebilir. Ana yollar asfalt o yüzden araçla rahatlıkla gezebilirsiniz. Doğa ananın muhteşem sunumu, 14. yy'dan kalma ahşap kiliseler, hemen hemen her evin girişinde ahşap dev kapılar, daracık toprak ve yer yer taşlık yollar, ağaçlar, ormanlar, bomboş yollar, evlerinin önündeki banklarda gelen geçeni izleyen yaşlılar, güler yüzlü ve sıcacık insanlarıyla ve bu kadar güzelliğin yanında çok da turistik olmaması nedeniyle buralara yolları düşürmek gerekiyor.



Kiliselerin içini ise gezmek biraz zor. Çünkü sadece köyde yaşayanlar tarafından Pazar günleri kullanıldığı için kiliselerin papazları da özel rica dışında kiliseleri açmıyorlar. Biz breb köyünde günü batırmaya yakınken Fransız turist çift tarafından açtırılan kilisenin içini gezme fırsatı bulabildik. Sanırım şimdiye kadar gördüğüm en güzel dekora sahip kilise bu bölgedeydi. İçerisindeki bir çok eşya ve ahşap duvardaki  tasvirler orjinal.



3-Barsana Köyü

Bu köyden geçerken hiç beklemediğim anılara sahip olacağımı düşünmezdim...
Araba ile geçerken ufak bir kapı önünde bir çok insanın bekleştiğini gördük ve hadi bakalım ne varmış dedik.


İçeriye girmemiz ile adeta 70'li yıllara döndük. Burası bildiğiniz bir köy barı çıktı! İçeride bir sürü amca toplaşmış kağıt  oynayarak bira içiyorlardı. Önce bir çekindik ama sonra hepsinin ''gel gel'' işareti ile kendimizi onların masasında bulduk. Fotoğraf çekmek isteğimizi belirttiğimizde ise çoktan poz vermeye başlamışlardı :) Daha  sonra bir amca her ne kadar aynı dili konuşmasakta eline kağıt kalem alarak adresini yazdı ve fotoğraflarını istediğini belirtti :) Sonra bize bira ikram ettiler ama maalesef araba kullanacağım için bu teklifi geri çevirdik :) Bardan çıktığımızda  adeta zaman tünelinden çıkmış olduk :(  Sonrasında teyzeler bize el sallayarak, bizleri uğurladı.






Sonrasında  Barsana'ya bağlı Barsana Manastır Kompleksi görülecekler arasında yer alıyor. UNESCO Dünya Mirası Listesinde olduğu için de oldukça popüler ve turistik bir kompleks burası . İçerisinde 14.,  18. ve 20. yy'a ait yaklaşık 12 adet ahşap kilise var. Bir çoğunun içi ziyarete açık değil. Bu kompleks günümüzde aktif olarak da kullanılmakta ve bir çok rahibe burada yetişmekteymiş. Giriş ücretsiz, yeme-içme için de oldukça sınırlı bir kafeteryası var.



Pazar günümüzü bu bölgede geçirdik ve aynı gün içerisinde 2 ayin, 1 evlenme seromonisi, 1 adet de düğün yakalama şansına eriştik.

Artık dönüş yoluna geçmiştik ve  Barsana'yı geçtikten sonra bir evin önünde böyle çiçekli, böcekli giyinen kızları gördüğümüzde arabayı park ettik  ve gerçekten orada neler olduğunu merak ediyorduk. Ne görelim, meğersem bir köy düğünü imiş!



Kızlar yerel kıyafetler giymişlerdi fakat oldukça bakımlı ve topuklu ayakkabıları ile geçmişi ve günümüz modasını güzel kombine etmişlerdi :) Fotoğraf çekmeye başladığımda ise yavaş yavaş beni evin bahçesine doğru çağırdılar ve bahçede 2 koca masa insan manzaralarına şahit olduk. Bir masada teyzeler, diğer masada abiler, amcalar. Sonra çocuklar dikkatimi çekti... Hepsi birbirinden minnoştu.



Evin içine götürüldüm sonra. Gelin ve damatı gördüm, tebrik ettim. Sonrasında ise bahçeye tekrar çıktım ve bize ikram edilen şekerlemelerden biraz tattım. Teyzeler beni ve arkadaşımı masaya davet ettiler fakat zamanımız olmadığı için maalesef kalamadık. Ama aklım ve kalbim o insanlarda kalmıştı bile...


Dönüş yolunda maps.me uygulamasına güvenerek bizi Cluj'a götüreceği yolu takip etmeye başladık. Biraz maceralı başlayan kestirme köy yolları sonrasında havanın kararmaya yüz tuttuğu anlarda korkutucu bir hal aldı. Çünkü bizi ıssız, kimsenin olmadığı toprak dağ yollarından götürmeye başlamıştı uygulama. Aklımıza binbir türlü senaryo geldi.''Ya lastiğimiz patlarsa, ya araba çamura saplanırsa, ya dağda mahsur kalırsak...''

Daha fazla risk almayıp geldiğimiz 1 saatlik yolu tekrar dönerek ana yoldan tabelalar vasıtasıyla Cluj'a dönmeye karar verdik. Ana yola girdiğimizde başlayan ve 4 saat boyunca  hiç dinmeyen sağnak sayesinde tüm araç kullanma becerilerimi geliştirdim diyebilirim :)

Cluj'a döndüğümüzde gece 23.00 olmuştu bile ve yine çok tatlı diyebileceğim kaldığımız pansiyonun işletme sahibi tarafından  odamıza yerleştirilmiştik bile.


Uyumaya çalışırken dolu dolu geçen ve hiç bir zaman unutmayacağımız Maramureş anıları ise bizleydi...