30 Aralık 2012 Pazar

Beypazarı Gezisi

2012 yılının son gezisini de Beypazarı'na yaparak yılı güzel bir şekilde bitirmiş oldum.

Geçen seneden beri bu ilçenin adını duyarım.Ankara'ya bağlı, Ankara'dan yaklaşık 2 saat, İstanbul'dan ise yaklaşık 5 saat süren bir yer.Bir çok şeyi meşhur ilçenin. Son yıllarda belediye yardımı ile özellikle yerli turistin ilgisini çekmekte olan bu ufak ilçede, İstanbul'lular özellikle Maden suyu markası ile Beypazarı'nı hatırlayacaklardır.


Sabahın yine çok erken sularında PENFA ekibi ile Beypazarı'na vardık.Ben havanın aydınlanmasını bekledim zira 06.00 gibi Beypazarı'ndaydık. Biraz uyukladım ve saat 07.00 sularında otobüsten inerek aç karnımı doyurdum.Gürcistan gezisinde tanıştığım ve beraber takıldığım Doktor ablayı da bu geziye getirdim zira kendisi bir Ankara'lı olarak Beypazarı'na daha önce hiç gelmemiş.Neyse efem hava soğuk, bir yandan yağmur yağıyor, bir de etrafta bir kaç gün önce yağan karın kalıntıları.Yani Ankara hoşgeldin diyor bize.Çay içip, ısındıktan sonra yavaş yavaş çıkalım da gezelim bari dedik.

Saat 08.00 suları her yer kapalı.Günlerden Pazar.Bırak esnafı  ortalıkta oranın halkı da yok.''E biz neyin fotoğrafını çekeceğiz ki?'' derken kendimizi boş sokaklara atıverdik.

Beypazarı tarihi açıdan bakıldığında stratejik konumu ile önemli bir yere sahipmiş.Roma döneminde İstanbul'u Ankara ve Bağdat'a bağlayan tarihi geçit yolları üzerinde bulunuyormuş ki yıllar boyunca da topraklarında Hitit, Firig, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlılar egemen olmuş.Burası Konakları ile meşhur ayrıca.El  Sanatları ise hala bir iki kolda kendisini göstermekte.


Şimdi öncelikle eski konakların olduğu sokakları tek tek gezmek gerekiyor derken pek bir cazibesinin olmadığını farkettim konakların.Çünkü hepsi tek düze, aynı mimari, aynı renk.Bir süre sonra hepsi gözünüzde aynı.Hal böyle olunca ben de sokaklardaki esnafa, dükkanlara verdim ilgiyi daha çok.Çektiğim fotoğraflar da dükkan camları, ilginç tabelalar, ilanlar, ve yaşanmışlıklar...

Saat 15.00'a kadar burada olacağımız söylendi.Bu bir fotoğraf gezisi, herkes gruplar halinde takılıyor tabi.Saat 06.00-15.00 arası ne yapabiliriz ki bu küçücük yerde :S Biz bir çok şey çektik fakat bana kalırsa hem yanlış zamanda hem yanlış mevsimde geldik.Saat 12.00 oldu ve esnaf anca sokağa döküldü.Yakın yerlerden gezmeye gelen insanlar anca o saatlerde görüldü.Mevsim kış, sis oldukça fazla iken de çok güzel manzara fotoğrafları çıkmadı.Neyse efendim neler gördük, neler yedik onlardan bahsedelim.

Öncelikle Beypazarı'nın Havuç'u meşhur olduğu için merkeze dikilen Havuç büstü sizi karşılıyor.Havuç'un yerini belleyin, kaybolmazsınız :) Havuç heykelinin bir üst tarafı ile birlikte ufak sokaklarda çarşı kısmı başlıyor.Burada eskiye ait, büyük şehirlerde artık kullanılmayan bir çok şeyi görebilirsiniz. Yiyecek adına nesi ünlü ise her şey bu çarşıda mevcut. Esnaf güler yüzlü, hoş sohbet, ikramını esirgemeyen, misafirperver Anadolu insanları. Özellikle Beypazarı adına hatırlayacağım yegane şey bu.Her esnaf çağırdı, bir şeyler ikram etti, olmadı sohbetlerini esirgemedi.Her ne kadar pazarlama da işin içinde olsa da içten ve samimi oldukları aşikardı.

Sokakları bitirdiğinizde tepelere doğru evlerin, konakların konuşlandığını görürsünüz.Binaların çoğu ahşap.Bakımsızlıktan oldukça kötü durumda.Yan yana dizilen evlerden de anlaşılacağı gibi halkın durumu ortada.Ben gelişmiş bir köy olarak gözlemledim Beypazarı'nı.

Yeme-içme olaylarına gelirsek Beypazarı Kurusu oldukça meşhur.Tereyağlı gevrekte diyebiliriz bu kuruya.Çayın yanında süper gidiyor.Adım başı satılan bir yer görebilirsiniz.Ama en meşhuru Arabul Kur Fırını.1890'dan beri var olan bu fırının kurusu günlük çıktığı için taze taze.Yarım kilosunu 6 TL'ye alabilirsiniz.Hemen çarşı içerisinde sağda kalıyor.

Havuç'u meşhur demiştik.Havuç suyu, havuçtan yapılmış fındıklı, fıstıklı cezeryelerini, lokumlarını her yerde görmek mümkün.

80 katlı ev baklavası meşhur.Patentli, ip incecik 80 kat hamurdan açılıp, yapılıyormuş.Yazın tereyağ ile kışın ise zeytinyağı ile.Zeytinyağı dedim ama gerçekten tadı güzeldi.Kilosu 19 TL.Yarım kilo aldım yetiyor vallahi.

Bir de her köşe başında görebileceğiniz ekmek fırınları meşhur.Taze, odun fırını ekmekleri mis gibi kokuyordu.

Bazlama, gözleme de meşhur ama kısıtlı zaman olduğu için onu tadamadım.


Uruş Kapama bir yöresel yemek.İsterseniz dana, isterseniz kuzu etinden yapılıyor.Görüntü ise tam olarak böyle;

Aman adam başı bir tane söylemeyin iki kişiye bile fazla geliyor şu kap.


Yemek için İnözü vadisine gittik.Beypazarı merkez ile arası 15 dk kadar.Burası esasında Maşukiye'yi epey andırıyor.Dere kenarında olan bir sürü restaurant var, temiz hava, dağlar, doğa karşınızda.Ve zamanında bu mağaralarda yaşamış insanlar... Hey gidi dedik içimizden.

Son olarak ise Nallıhan'a uğradık.Nallıhan esasında Kuş cenneti olarak biliniyor.Ama mevsim Kış.Kuş adına hiç bir görüntü yoktu.Nallıhan'ın bir kaç fotoğrafını çekerek İstanbul'a doğru koyulduk.


Mevsim şartları biraz ağır olduğu için tırım tırım gittik İstanbul'a.Ne yalan söyleyeyim yol boyunca sağ salim eve gidelim diye dua ettim.Yolun durumu gerçekten bir ara çok kötüydü.

Belki bir gün, güzel bir havada eğer tekrar yolum düşerse uğrayabilirim Beypazarı'na.




2 yorum:

  1. Safranbolu ve Göynük gibi benzerlerine oranla daha sakin bi ilçe izlenimi veriyor. İyi seneler :)

    YanıtlaSil
  2. teşekkür ederim sana da iyi yıllar, bol geziler :)

    YanıtlaSil