11 Eylül 2012 Salı

Çılgın Kapadokya Gezisi

Yine hayalimde olan bir bölgeyi daha gezmenin haklı gururunu ve sevincini yaşamaktayım.

Üye olduğum bir fotoğraf grubunun sayfasında ''Pendik Belediyesi'nin ayırdığı ödenek ile Kapadokya gezisi yapılacaktır.'' mesajını görür görmez hemen adımı yazdırdım.Her şey bir haftada kesinleşti ve yeterli kontenjan olduğu için geziye katılma hakkım doğmuş oldu.

Aslında baktığınızda çok yorucu bir gezi oldu.Hiç bir şekilde konaklanmayacak olması, sadece 1 gün dahilinde bölgenin gezilecek olması fikri her ne kadar kulağa yorucu gelse de keşfetme duygusu, fotoğraf çekme hevesi ile yanıp tutuşan ben direk tüm olumsuz düşünceleri kafamdan atarak, geziye katılmayı kendime görev edindim.

Geçtiğimiz hafta cuma akşamı saat 20.00 sularında Pendik'ten 25 kişi ile yolculuğa başladık.Gruptan kimseyi tanımıyordum.Grubun facebook sayfasından (PENFA) ismine, yüklediği fotoğraflarına aşina olduğum bir kaç kişi dışında kimseyi tanımıyordum.Kontenjan olması nedeni ile arkadaşımın adını da yazdırmıştım gezi listesine.Ona da bir fotoğraf makinesi ayarlayarak Kapadokya'ya doğru yolculuğumuza başladık.

Öncelikle şunu söylemeliyim.Yolculuk çok yorucu oldu.Ama bunu zaten göze almıştım.Yaklaşık 9,5 saat sonra Göreme'ye vardık ama.Gelin bir de bana sorun.Ufak bir otobüsle gittiğimiz için koltuklar oldukça ufak ve rahatsızdı.Diz mesafesi özellikle yok gibi bir şeydi.Saatlerce bir koltuğa çakılı kalmak gerçekten çok rahatsız edici bir durum.Bir de benim gibi yolculuklarda uyuyamayan biri iseniz, vay halinize demek istiyorum.


Yarı uyuklar halde yolculuğu bitirdik ve sabahın ilk ışıklarında Göreme'deydik.''Bu saatte ne yapacağız ki şimdi'' diyordum kendi kendime sonra bir de ne göreyim.Arazi'de balonlar şişirilmeye, havalanmaya hazır hale getiriliyor.Bir sürü yerli/yabancı turist kafilesi minibüslerle, otobüslerle balona binmek için bu bölgeye getiriliyor.Balon şişirmek epey meşakkatli bir iş.Balonu nasıl şişirdiklerini izledikten sonra balona binmek isteyenler bir güzel havalandılar.Ben binemedim.Çünkü fiyatı 250 TL idi.Gruptan şanslı olan bir kaç kişi vardı onlar ücretsiz olarak bindiler.Biz de fotoğraflarını çekip, zaman öldürdük o bölgede.


Balonların aynı anda kalkıyor olması çok güzel bir görüntü oluşturuyor.Özellikle balonun içindeyseniz, gün doğumunu doya doya yaşıyorsunuz.(Binen arkadaşın çektiği fotoğrafları referans alarak bu yorumu yapıyorum) Balon turları günde 2 defa oluyormuş.Bir sabah, gün doğumunda bir de akşam gün batımında.


Balonları izleyip, fotoğraf çektikten sonra Ürgüp'e döndük.Kahvaltı ettikten sonra, biraz etrafı gezmek için zamanımız vardı.Önce merkez civarındaki kaleleri, eski yerleşim yerlerini gezdik.Sonra yerli halkın oturduğu ara sokaklara girdik.Burda Dünya'nın en eski ve yerleşim bakımından epey ilginç bir camii yapısı ile karşılaştık.1410 yılında kurulmuş olan Pancarcı Camii.Altından sokak geçiyor.İçine giremedik ama toplasanız 20 kişi içeriye ya sığar ya sığmaz.




Ürgüp'ten sonra Göreme Açık Hava Müzesini gezdik.Kaya yerleşim yeri olarak bilinen bu bölgede zamanında manastır hayatı yaşanmış, bölgede yüzlerce kilise, şapel, manastır görmek mümkün.Bu müzeyi müze kart ile gezmek mümkün.Sadece içeride ''Karanlık Kilise'' için ekstra para ödemek durumunda kalıyorsunuz, tabii orayı gezmek istiyorsanız.Onun dışında müze kartınız yoksa, giriş 15 TL.
Gittiğimiz mevsim bence Kapadokya için ideal bir mevsim.Gece ve gündüz çok soğuk oluyor fakat öğle saatleri yine yaz mevsimini aratmıyor.Turistlerin yoğun olarak akın ettiği müzelerden birisi burası.


Göreme'den sonra Uçhisar'a bağlı olan Güvercinlik Vadisini ziyaret ettik.Burası da Göreme müzesine çok yakın.10 dk filan anca sürüyordur.Zaten sağda hemen nazar boncuğu, dilek ve çanak-çömlek ağacını göreceksiniz, o bölge Güvercinlik Vadisi olarak geçiyor.Hemen durup bir kaç fotoğraf çektik. Turistler dilek dilemek adına ağaca nazar boncuğu takıyor.Diğer ağaca ise çaput bağlayıp, bir geleneği daha yerine getiriyorlar.

Sonrasında Uçhisar bölgesini gezdik.Burada epey butik konseptinde oteller yapılıyor.Önümüzdeki seneye hazırlıklar şimdiden başlamış.


Son olarak Derinkuyu bölgesindeki yeraltı şehri müzesini gezdik.Şimdiden uyarayım.Basık, ufak, karanlık yerlerde bulunamama gibi fobisi olanlar buraya girmesin.Oldukça dar tünellerden, merdivenlerden geçip geçmiş zamanda buralarda yaşamış olan insanların yaşam alanlarına şahit oluyorsunuz.Yerin yedi kat altına indik, ve daha da indikçe iniyorsunuz.Yer yer ışıklandırılmış yeraltı şehrinde ağırlar, oturma odaları, toplantı bölümler, mezarlık gibi alanlar bulunmakta.Çıktığımızda bir haritadan yalnızca %10'unu gezdiğimiz gördük.Diğer tüneller kapatılmış ziyarete.Nedeni ise çok geniş bir bölgeye yayıldığı için yeraltı şehri, civar köylerdeki evlere, kiliseye, yerleşim yerlerine çıkışları var.Bu yüzden tünellerin çoğu ziyarete kapatılmış.Bu da efsane bir deneyimdi benim için.

Bir günde o kadar çok yer gezdik ki yorgunluktan da bittim.Üzümlü Kilisesinde fotoğraflarımızı çektik ve 19.00 sularında Nevşehir'den ayrıldık.

Özetlemek gerekirse Kapadokya kesinlikle bambaşka bir bölge.Yerleşim yerleri, evler, eski zamanlarda insanların yaşadığı alanları hala canlı görmek insanı inanılmaz etkiliyor.Kesinlikle büyüsü bozulmayacak yerlerden birisi Kapadokya. Zaman kaybetmeden gitmeniz ve de görmeniz de fayda var.

Bu gezi için Pendik Belediyesine ve PENFA ailesine teşekkür ediyorum.

Biraz da fotoğraflar konuşsun.






NOT:Fotoğrafların hepsi bana aittir.

2 yorum:

  1. Merhaba,

    Yazınızı beğendim. Elinize sağlık, bu da bizden olsun.

    Rota 2013: Kapadokya

    3 günde 1800 km yol gittiğimiz seyrü seferin dumanı üstünde gezi yazıları yayında...
    5 bölümden oluşan diziyi kaçırmayın!

    http://www.gezijurnal.com/

    Bizi takip edin;
    http://www.facebook.com/gezijurnal
    http://www.twitter.com/gezijurnal

    YanıtlaSil
  2. kapadokya hakkında çok güzel paylaşım olmuş elinize sağlık çok çok teşşekür ederiz.

    YanıtlaSil